Güncel Forum



Sitemize Kayıt Olmanız 2 Dk'nızı Almaz! Lütfen Sitemize Kayıt Olun ve Üye Olmanın Faydalarından Sizde Yararlanın!

Güncel Forum

Guncel.forum.st Video, Program, Haber, Magazin, KPSS, Eğitim, İlköğretim, Lise, Üniversite, Eğlence, Yaşam, Fıkra, Resim, Mp3, Türkiye, Dinimiz İslam, Cep Telefonu Programları, Oyunlar, Temalar, aşk, Fal, burç, spor, Knight, Silkroad, İkariam, Ogame,iddaa

www.guncel.forum.st

Giriş yap

Şifremi unuttum

MENÜ

Arama

Forum İçinde Arama Yap...
Sorularınızın Cevaplarını daha kolay bulabilmek için bu arama yerini kullanabilirsiniz !



Görünüm olarak :



Anket

Hangi takımı tutuyorsunuz?
46% 46% [ 6 ]
0% 0% [ 0 ]
23% 23% [ 3 ]
23% 23% [ 3 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
8% 8% [ 1 ]

Toplam Oylar : 13

Tarihte Bugün


Tarihte Bugün v.7.0

Reklam Verin

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 

En son konular

» AVG Anti-Virus Free Edition 2012 1913a4770
01.05.14 9:24 tarafından comechat

» Trojan Remover v6.8.2 Build 2600 Full (11Mb)
01.05.14 9:21 tarafından comechat

» USB Disk Security v6.1.0.432 Full
01.05.14 9:20 tarafından comechat

» Microsoft Security Essentials v2.1.1116.0 Türkçe
01.05.14 2:23 tarafından comechat

» Kpss Tarih Notları 2012 PDF Renkli Anlaşılır! Tüm Konular
25.12.13 15:55 tarafından dory0901

» 30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!
30.08.12 9:47 tarafından CeNDeRe

» Gaziantepte Bombalı Araçla Saldırı! Şehri Bayramda Kana Buladılar!
21.08.12 0:53 tarafından CeNDeRe

» Tüm Müslüman Aleminin Ramazan Bayramı Kutlu Olsun! 2012
20.08.12 11:54 tarafından CeNDeRe

» ÖSYM yerleştirme sonuçları açıklandı! 2012
18.08.12 3:41 tarafından CeNDeRe

» Atatürk'ü hâlâ bilmiyoruz
17.08.12 22:23 tarafından CeNDeRe

» Kadir Gecesi
14.08.12 3:57 tarafından CeNDeRe

» KPSS Lisans Sonuçları 2012 açıklandı KPSS Sonuç öğrenme
12.08.12 3:44 tarafından CeNDeRe

» 2013 ÖSYM Sınav Takvimi Yayımlandı.
10.08.12 12:32 tarafından CeNDeRe

» Göksel - Bende Bi'aşk Var | 2012 Full Albüm Indir | FileServe + Alternatif
07.08.12 19:03 tarafından Change-EverythinG

» Aranan Menü Kodu
03.08.12 23:41 tarafından CeNDeRe

» Kuduzun Çaresi Onların Kanında Gizli
02.08.12 21:31 tarafından CeNDeRe

» Hoşgeldin Ramazan! 2012
02.08.12 21:15 tarafından CeNDeRe

» Windows 8 Hakkında Her Şey!
02.08.12 21:14 tarafından CeNDeRe

» Naruto Naiteki Kensei(Online 3D)(Ücretsiz Oynama Anlatımlı)
02.08.12 21:14 tarafından CeNDeRe

» Herkesin Hırsız Olduğu Ülke !
01.08.12 8:27 tarafından CeNDeRe

Haftanın en aktif yollayıcıları

Forumu Beğen!

Sayfayı FaceBook'ta Paylaş

istatistikler

Hoşgeldin; Misafir

Toplam 0 Mesajın Var.

Kayıt Tarihin:
01.01.70
Son Ziyaretiniz:
01.01.70

985 Gündür yayındayız
3845 Konumuz var
4854 Mesaj gönderildi
84 Kullanıcımız Var
Son Üyemiz : fuckfeys

    Kurtlar Vadisi [ Kara ] Canlandırdığı Kişi

    Paylaş

    NoRTHWoLF
    YardımcıYönetmen
    YardımcıYönetmen

    Uyarı Seviyesi:
    0 / 100 / 10

    Kişisel İleti Kişisel İleti: Kurtlar Vadisi
    Cinsiyet Cinsiyet: Erkek Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı: 817
    Tecrübe Puan Tecrübe Puan: 8158
    Kayıt Kayıt : 27/02/12
    Memleket Memleket: Pc başından
    Takımım Takımım:
    Ruh Hali Ruh Hali:
    Tarayıcınız Tarayıcınız:
    İş/Hobiler İş/Hobiler: öğrenci
    Lakap Lakap: yok
    Emek Hırsızı Emek Hırsızı:
    Gurur Tablomuz Gurur Tablomuz:

    default Kurtlar Vadisi [ Kara ] Canlandırdığı Kişi

    Mesaj tarafından NoRTHWoLF Bir 19.03.12 19:16

    HAKAN BOYAV

    1980 -1990` Yıllarındaki [ MAHMUT YILDIRIM ] ' Y£ŞiL ' GÜNEY DOĞU DAKİ FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER SORUMLUSU


    Mahmut Yıldırım ( 1951)
    --------------------------------------------------------------------------------
    1951
    yılında Bingöl’de doğdu. Resmi kayıtlara göre gerçek isminden çok Ahmet
    Demir, Sakallı ve Yeşil kod adları ile tanınan Mahmut Yıldırım, 1973
    yılında Bingöl'ün Genç ilçesi Jandarma Komutanlığı ile ve MİT Tatvan
    Bölge Müdürlüğü ile çalıştı.1975'de Milli Görüş hareketi içine giren ve
    Elazığ Etibank Ferrokrom tesislerinde çalışmaya başlayan Yıldırım'ın MİT
    ile ilişkisi 1989'da kesildi. Bu tarihten sonra Jandarma ile çalışan
    Yıldırım, çok sayıda faili meçhul cinayete karıştığı iddia edildi.MİT'e
    önce Şemdin Sakık'ı sonra da Abdullah Öcalan'ı öldürmek için operasyon
    düzenlemeyi teklif etti ve bu teklif Mehmet Eymür'e ulaştıktan sonra
    Eylül 1994'de Yıldırım ile ilişkiye geçildi.

    1995 yılı
    Ocak ayında Ankara'da gözaltına alındı ve Orhan Taşanlar tarafından
    sorgudan geçirildi. Kırılan kaburga kemikleri Ankara’da tedavi
    ettirildi. 23 Kasım 1996'da MİT tarafından alınan Metin Atmaca adına
    düzenlenmiş pasaport ile Budapeşte'ye gitti.24 Kasım'da Mesut Yılmaz
    Budapeşte'de bir ülkücü tarafından yumruklandı. 28 Kasım'da aynı
    pasaport ile Türkiye'ye giriş yaptı. MİT ile ilişkisi 30 Kasım 1996'da
    kesildi. Yeni Ufuk gazetesinde Yeşil ile yapıldığı iddia edilen bir
    röportaj yayınlandı ancak fotoğrafların bir Özel Harekatçı polise ait
    olduğu ortaya çıktı. Mahmut Yıldırım'ın Abdullah Öcalan’a 6 Mayıs 1996
    ve 23 Kasım 1996'da başarısız iki suikast girişiminde bulunduğu ve uçak
    yolculuğunu Beyrut'a yaptığı da iddia edildi.Öldürüldüğü ya da bir yerde
    gözaltında tutulduğu iddia edildiyse de akıbeti hakkında bir bilgi
    bulunmuyor.







    Kod adı ’Yeşil’e lacivert operasyon


    İstanbul
    Beşiktaş'ta yapılan ’Lacivert’ isimli operasyonda 'Yeşil' kod adlı
    Mahmut Yıldırım'ın oğlu Murat Yıldırım ve 15 kişi gözaltına alındı.
    Çetenin haraç, çek-senet ve cinayet olaylarına karıştığı, Mahmut
    Yıldırım'ın ise operasyondan 15 dakika önce evden ayrıldığı öne sürüldü.

    SUSURLUK
    Skandalı'nın en önemli aktörlerinden "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın
    oğlu Murat Yıldırım, Özel Hareket Timleri'nin de katıldığı ve
    ’Lacivert’ ismi verilen bir operasyonla dün sabaha karşı Beşiktaş'taki
    evinde gözaltına alındı. Apartman sakinleri, polise verdikleri ifade,
    Mahmut Yıldırım'a benzettikleri bir kişinin oğlu Murat Yıldırım ile
    kaldığı evden operasyondan 15 dakika önce ayrıldığını söylediler. Murat
    Yıldırım'ın, telefon konuşmalarında babasına ait lakapları sık sık
    kullandığı da polis tarafından belirtildi. Murat Yıldırım ile birlikte
    aynı evde 6 kişi yakalandı. Operasyonda, adam kaçırma, haraç ve silahlı
    yaralama olaylarına karıştığı öne sürülen 15 kişi gözaltına alındı.

    TEHDİT ETMİŞLER
    Delta
    Sigorta Şirketi'nin ortaklarından Habib Durmuş, Mayıs ayında kimliği
    belirsiz üç kişi tarafından Selamiçeşme'deki işyerinde silahlı saldırıya
    uğradı. Bacaklarından yaralanan Durmuş, ifadesinde, "Kefil olduğum 1
    milyon 500 bin YTL'den dolayı bir süredir tehdit ediliyordum. Beni
    "Yeşil"in oğlu Murat Yıldırım vurdurdu" dedi. Bunun ardından
    soruşturmayı Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri
    yürütmeye başladı. Savcılık izniyle 8 ay boyunca telefon trafiği izlenen
    Murat Yıldırım ve çetesine yönelik operasyon dün sabaha karşı
    başlatıldı. Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ile aralarında
    Özel Hareket Timleri'nin de bulunduğu yaklaşık 100 polis, 7 noktaya
    operasyon düzenledi. Dün sabah 05.30'da Beşiktaş Dikilitaş’taki bir
    apartman dairesine düzenlenen baskında, Murat Yıldırım ile 6 adamı
    gözaltına alındı, bir Kalaşnikof, iki tabanca ele geçirildi.

    BABASININ LAKAPLARINI KULLANIYOR
    Baskının
    yapıldığı apartmanın sakinleri polise, "Yeşil" kod adlı Mahmut
    Yıldırım'ın gazetelerde çıkan fotoğraflarına çok benzeyen bir kişinin de
    bu evde yaşadığını, ancak operasyondan 15 dakika önce evden ayrıldığını
    söylediler. Polis yetkilileri, telefon izlemeleri sırasında Murat
    Yıldırım'ın, babası Mahmut Yıldırım'ın geçmişte kullandığı, "Ağa" ve
    "Hacı" lakabını telefonda sık sık telaffuz ettiğini kaydetti.

    Murat
    Yıldırım ve çetesinin tehdit, çek senet tahsilatı, haraç, ihaleye fesat
    karıştırmak, adam yaralama, cinayet ve adam kaldırma gibi olaylara
    karıştığı öne sürüldü. Çetenin, İstanbul dışında da eylemleri olduğu
    kaydedildi. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.

    Sır fotoğraf
    Mahmut
    Yıldırım ile emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever Güneydoğu'da birlikte
    çalışmış, ikilinin arasına daha sonra husumet girmiş, Ersever'in 1993'de
    öldürülmesinde Yeşil'in parmağı olduğu ileri sürülmüştü. Bazı kaynaklar
    Aktüel’de yayımlanan ve AP tarafından da servise konan fotoğraftaki
    kişinin Yeşil olmadığını iddia etmişti.

    İlk gözaltı 1998’deydi
    20 Ekim
    1998'de Ankara'da genel arama yapan polis ekipleri, bir arabada silah
    ele geçirdi. Arabada bulunan 18 yaşındaki Murat Yıldırım ve Adem Özbay
    gözaltına alındı. Murat Yıldırım'ın, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın
    oğlu olduğu belirlendi. Yıldırım, sorgusunda babası ile iki yıldır
    görüşmediğini öne sürmüştü. Daha sonra 3 kez gözaltına alındığı
    kaydedilen Murat Yıldırım'ın ismi en son Habib Durmuş'un Kadıköy'deki
    işyerinde silahlı saldırıya uğraması sırasında geçti

    2 aydır bu evde kalıyordu
    ’YEŞİL’
    kod adlı Mahmut Yıldırım’ın son anda kaçtığı, Beşiktaş, Dikilitaş, Yeni
    Gelin Sok. Gül Apartmanı, No: 15/10’daki dairede 2 aydır kaldığı
    bildirildi. Apartmanın yöneticisi Asım Arabul, "2 ay önce bu daireye 2
    kişi taşındı. Daireyi kiralayan kişi adının Fatih Yıldırım olduğunu
    söyledi. Beraber kaldığı kişiyi çok az gördüm, adını da bilmiyorum.
    Apartman aidatını ilk ay ev sahibi ödedi, bu ay da kiracılar ödedi.
    Şüpheli bir hareketleri yoktu. Çok gelen giden olmazdı" dedi.



    Ahmet
    Demir adıyla bilinen Kontrgerilla elemanı Yeşil’in gerçek adı. Bingöl,
    Solhan ilçesi Dicnik Köyü’nde 1951 yılında doğdu. MHP kökenli, 1973′te
    Bingöl Genç İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından kullanıldı ve ilişki
    aynı yıl MİT Tatvan Bölge Müdürlüğü’ne devredildi.

    Kasım
    1975′te askerden geldikten sonra Milli Görüş hareketi içinde MİT adına
    çalıştı. Yıldırım, Elazığ’da 1977′de Etibank Ferro Krom tesislerinde
    puantör olarak göreve başladı. İşlemleri 20938 sicil numarası üzerinden
    yapılıyordu.

    Tam dört
    yıl sonra farklı bir göreve soyunup, farklı bir isimle anılmaya başladı.
    Yeni adını gözlerinin rengi olan “Yeşil”den aldı.


    Susurluk
    kazasından sonra ortaya dökülen ilişkiler, pek çok cinayetin tetikçisi
    olduğunu ortaya koydu. Herkes Yeşil’den söz etti ancak bulunamadı.
    Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, aldığı bilgileri aktarırken Yeşil’in
    öldürüldüğünü söyledi.

    Ancak
    kısa bir süre sonra Yeşil, İHD Başkanı Akın Birdal’ı vuranların
    arkasındaki isim olarak ortaya çıktı. Daha sonraki bilgiler Yeşil’in
    hala hayatta olduğunu ortaya koydu. Susurluk Raporu’nda da Yeşil’e 12
    sayfalık özel bir yer ayrıldı.

    Ahmet
    Demir, Mehmet Kırmızı sahte kimliklerini kullanan, Güneydoğu’da
    “Sakallı” adıyla bilinen Solhanlı Mahmut Yıldırım’ın geçmişi bir ölçüde
    deşifre edilebildi. Bir dönem MİT’te, bir dönem JİTEM’de görev aldığı
    anlaşıldı.

    JİTEM
    subayı Ahmet Cem Ersever‘in öldürülmesinden, Güneydoğu’daki pek çok
    faili meçhul cinayete kadar sayısız olayda tetikçilik yaptığı
    belirlendi. Hatta Abdullah Öcalan’ın Suriye’de öldürülmesi için
    görevlendirilen ekipte de yer aldığı öne sürüldü.

    Afyon
    Cezaevi’nde öldürün Sabancı suikastı sanıklarından DHKP – C’li Mustafa
    Duyar’ı Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği’nden alıp getiren ekipte onun da
    adı sayıldı. Ancak istihbarat birimlerinin kamuoyuyla pek de
    paylaşmadığı kanıya göre, aslında “Yeşil” tek bir kişinin değil, birden
    fazla görevlinin kullandığı ortak kod adı.

    Yeşil
    kodunu kullananlardan biri üst düzey görevlerde bulunuyor. Bir dönem
    Güneydoğu’da PKK’ya karşı yürütülen mücadelede özel operasyonlar, karşı
    gerilla eylemleri ve taktikleri onun yönetiminde yürütüldü.

    Mahmut
    Yıldırım ise Yeşil kod adıyla dolaşan bir tetikçi. Ankara’da bir
    pavyonda eğlenirken olay çıkarttığı için gözaltına alınan, götürüldüğü
    Emniyet Müdürlüğü binasında Orhan Taşanlar ve ekibi tarafından
    kaburgaları kırılana kadar dövülen Yeşil’i polisin elinden alan ve
    MİT’te tedavi ettiren kişinin Mehmet Eymür olduğu öne sürüldü.

    Üzerinde
    taşıdığı telefonla aradığı yerler arasında resmi kurumların yanı sıra
    Abdullah Çatlı, Sami Hoştan, Sedat Peker gibi isimler de bulunuyor.
    Mesut Yılmaz’a Budapeşte’te yumruk atanlar da Yeşil’in telefonundan
    arananlar arasında yer alıyor.

    Yeşil
    adının korkuyla anılması Susurluk çetesi tarafından tahsilat amacıyla
    kullanıldı. Susurluk çetesinin tehditle para topladığı kişileri arayan
    hep Yeşil idi. Ömer Lütfü Topal’ın öldürülmeden önce para yatırdığı
    Ziraat Bankası Ankara Heykel Şubesi’ndeki hesabın sahibinin de Ahmet
    Demir kimliğini kullanan Yeşil olduğu ortaya çıktı.

    Mahmut Yıldırım’ın izi uzun süredir bulunamadı. Yaşayıp yaşamadığı konusunda da net bir bilgi henüz yok.

    Müzik yerine ÇATIŞma sesi dinlerdi ....!!
    ‘Yeşil’
    olarak bilinen Mahmut Yıldırım’ın oğlu Murat Yıldırım konuştu. Oğlu,
    ‘Yeşil’i, ‘Operasyonlardan 55-60 kiloya düşmüş olarak döner, ayağının
    altındaki taşları cımbızla temizlerdik. En büyük zevklerinden biri müzik
    yerine çatışma sesi dinlemekti’ diye anlatıyor

    Yazdığı
    “Kod adı Yeşil” isimli kitapla bir anda Türkiye gündemine oturan “Yeşil”
    lakaplı Mahmut Yıldırım’ın oğlu Murat Yıldırım babasının yaşantısıyla
    ilgili ilginç ayrıntıları Milliyet’e anlattı.

    Ankara’da
    bir oto kiralama şirketi işleten evli ve bir çocuk babası, 30 yaşındaki
    Murat Yıldırım, 1996 yılında, “Akşam görüşürüz” deyip evden çıkan
    babasının bir gün döneceğine inanıyor.

    Murat
    Yıldırım’ın anlatımına göre, Mao’nun strateji kitaplarıyla PKK’nın yayın
    organları, kongre kararlarını okuyan Yeşil, operasyonlardan 55-60
    kiloya düşmüş olarak dönüyor, ayağının altındaki taşlar çocukları
    tarafından cımbızla temizleniyordu. İki ay yataktan çıkmayacak kadar
    inatçı olan “Yeşil”in en büyük zevklerinden biri ise müzik yerine
    çatışma sesleri dinlemekti...

    Bu kitabı neden yazdınız?
    - Bu
    kitabı yazmamdaki tek amaç ortaya bir karakter koymak. Yani “Yeşil” ismi
    anılınca insanların bu adam kimdir, fikri yapısı nedir anlamasını
    istiyorum. Bu kitaptan sonra insanlar “Yeşil” hakkında konuşacakları
    zaman karşılarında bir karakter bulsunlar. Mesela daha önce “Yeşil”e
    “itirafçı” diyenler oldu ve insanlar inanıyordu. Ayrıca bazılarının
    elinden günah keçilerini almak için yazdım. Ön plana çıkmak gibi bir
    niyetim yok. Öyle bir niyetim olsa bütün kanallardan çağırıyorlar,
    hepsine giderdim. Zaten kitabın gelirini de almıyorum, bütün gelir
    Cemalettin Emeç’e (kitabın diğer yazarı) gidiyor.

    ‘Yılda bir kez eve gelirdi’
    Mahmut Yıldırım nasıl bir babaydı? İlişkileriniz nasıldı?
    - Ben de
    babayım. 10 yaşında oğlum var. 24 saat beraberiz. Bir baba olarak oğlumu
    tatmin edemiyorum. Ama benim babam senede bir kez gelirdi, genelde kış
    aylarında gelirdi. Bazen diğer yıla da sarkardı. Buna rağmen iyi bir
    babaydı, yani bizi tatmin edebilirdi.

    Operasyonlarda yaşadıklarını, arkadaşlarıyla ilişkilerini size anlatır mıydı?
    - Benim
    kitapta anlattıklarım, biz Ankara’ya döndüğümüzde babamın bana anlattığı
    şeyler. Bazılarını da babamın arkadaşlarından dinledim. Ayrıca 1996’dan
    önce de gazetelerde babamla ilgili haberler çıkıyordu. Özgür Gündem,
    2000’e Doğru, Aydınlık gibi dergiler babamı yazardı ve biz de bunlar
    babam gelince okusun diye toplardık.

    Bize öyle
    söylemişti. Tabii orada babamızı görüyoruz, bir baba evladına açıklama
    da yapmak zorunda. Çünkü orada ‘Katil Yeşil’ diyorlar.

    Ayrıca
    biz ataerkil bir toplumuz, kadın erkek bir arada oturmaz. Misafir olduğu
    zaman onlara hizmet edecek olan evin en büyük oğludur. Babamın
    arkadaşları geldiği zaman yanlarında hep ben dururdum ve zaten babam
    beni çok severdi.

    Babanızın “Yeşil” olduğunu ne zaman nasıl öğrendiniz? Öğrenmeden önce “Yeşil” diye birisinin varlığını biliyor muydunuz?
    - Tabii
    biliyordum. Ben o tarihlerde Elazığ’da ülkü ocaklarına giderdim. Orada
    insanlar “Yeşil” hakkında konuşurlardı. Babamın “Yeşil” olduğunu
    öğrenmeden önce zaten “Yeşil” e hayrandım. Babama da soruyordum. Babamın
    “Yeşil” ile tanışıyor olmasından da gurur duyuyordum. Babam genelde kış
    aylarında gelirdi. Maaşını çektikten sonra da hamsi almaya giderdik.
    Yine bir gün bir araba durdu, adamlar babama “Yeşil” diye hitap ettiler.
    O an anladım ve gurur duydum.

    ‘Mao okurdu’
    Kitap okur muydu? Özel zevkleri, hobileri var mıydı?
    - Mao’nun
    stratejilerini anlatan kitapları okurdu. PKK’nın yayın organlarını,
    kongre kararlarını okurdu. Bunları da iyi bir empati kurmak için okurdu.
    İtirafçıların savunmaları gelirdi, onları okurdu.

    Müzik dinler miydi?
    - Çatışma
    seslerinin kayıtlı olduğu kasetler vardı, onları dinlerdi. Abdülsamet
    Abdulvasıt var, Mısırlı bir hafız. Onları dinlerdi.

    Birçok istihbaratçı babanızın öldüğünü söylüyor, siz ne düşünüyorsunuz?
    -
    Ölmediğine dair somut bir delilim yok, 1996’dan sonra hiç görüşmedim.
    Şimdi mesela ben kardeşimle her gün görüşüyorum, bir gün görmesem hemen
    ararım merak ederim. Ama ben babamla senede bir kere, iki senede de bir
    kere görüşüyorduk. Öyle bir karakteri vardı. O yüzden çok anormal
    gelmiyor bana.

    En son ne zaman gördünüz babanızı?
    1996’nın
    kasım ayı sonu. Evden her zamanki gibi ‘Akşam görüşürüz’ diye çıktı.
    Zaten her zaman yaptığı şey buydu. Bir kere çıkınca çok uzun süre
    gelmiyordu.

    Siz en
    son 1996’da gördünüz, Mehmet Eymür de 1996’dan sonra irtibatın
    kesildiğini söylüyor, fakat Şemdin Sakık 1998’de kendisini Irak’tan
    “Yeşil” ve ekibinin getirdiğini söylüyor?

    - Ben babamın Suriye’deki gücünü, istihbarat gücünü biliyorum. Sakık’ın söylediğine göre, o tarihte babam hayatta.
    Peki, bunu duyunca araştırmadınız mı babanız sağ mı diye?
    - Bugüne
    kadar hiç kimseye babamın yaşayıp yaşamadığını sormadım. Çünkü ben
    babamı tanıyorum. Benim babam gelmemesi gerekiyorsa gelmez. Çok inatçı
    bir insandı. Çatışmalardan dönüp geldiği zaman 55-60 kilo oluyordu.
    Cımbızlarla ayağının altından taş parçaları çıkarıyorduk. 2 ay yataktan
    kalkmıyordu. Yani bu onun inatçılığını gösteriyor.

    ‘Oğlu olmak dezavantaj’
    Babanızın geri geleceğine inanıyor musunuz? Ümidiniz var mı?
    - Var
    tabii, neden olmasın? Neticede oğluyum, yaşamasını isterim. Her zaman
    böyle bir umutla yaşıyorum. Ben seviyorum babamı. Kayıp ailelerinin
    yakınlarına bakın. 20 senedir arayan var. Bu konuda duygusal davranıyor
    da olabilirim. Bu içimde yaşattığım bir istek de olabilir ama böyle bir
    umudum var, niye olmasın ki? Ölüsünü görmedim.

    Nasıl geçiniyorsunuz? Babanızın sizi “emanet ettiği” dostlarından yardım aldınız mı?
    -
    Kesinlikle hayır. Babam gittikten sonra babamın hiçbir arkadaşından
    maddi yardım almış değiliz, böyle bir talebimiz de olmadı. Kendi
    ayaklarımızın üzerinde duruyoruz. 10 senedir oto kiralama işi yapıyorum.

    “Yeşil”in oğlu olmak bir avantaj mı?
    - Hayır,
    hiçbir avantajı yok. Dezavantajı var. 18 yaşıma girdiğim günden bugüne
    DGM’lerde yargılanıyorum. Hakkımda bir takipsizlik, bir beraat kararı
    var, ayrıca iki dosyadan da yargılanmam devam ediyor. Ben bu hayat
    tarzından memnun değilim ki. Hep saklanarak, hep tehdit altında
    yaşıyoruz. Bundan kim memnun olabilir ki? Akşam düzenli olarak evine
    gelen, işçi ya da memur bir babam olmasını çok isterdim.

    O kadar
    çok isterdim ki... Hatta Ankara’ya taşındığımız zaman, babam belirli bir
    süre eve gelip giderdi, hayatımızın en mutlu günleri o günlerdi. Benim
    babam bir kere bile okula gelip, ne benim ne kardeşimin derslerini
    sormamıştır. Böyle bir baba figürünü kim ister?

    ‘1973’ten beri istihbaratçı’
    Anneniz ne düşünüyor? “Git babanı bul” diyor mu?
    - Hayır, böyle bir şey demiyor. Ama ailece üzülüyoruz tabiki.
    Babanızın devletle ilişkisinin adı neydi? Kadrolu memur muydu, sözleşmeli işçi miydi? Resmi adı neydi?
    - MİT zaten kendisi bunu açıkladı. 1973’ten beri istihbaratçı olarak çalıştığını MİT söyledi.
    Maaşını alıyor musunuz? Sigortasından faydalanabiliyor musunuz?
    1998-99’da iptal edildiğinden beri almıyoruz. Sigortasından da faydalanmıyoruz.
    Faydalanmak için girişimde bulundunuz mu?
    - Hayır bulunmadık


    Emekli
    savcı Sacit Kayasu, 10 yıl önce İzmir’in Ödemiş İlçesi’nde görevliyken,
    işkence yapılmış ve kimliği tesbit edilemeyen bir erkek cesedinin
    ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım olduğunu öne sürdü.El ve ayak derisi
    yüzülüp, gözleri oyulan cesedin kimliğinin belirlenmesi amacıyla Mahmut
    Yıldırım’ın ailesiyle DNA testinin karşılaştırılması için çok çaba
    sarfetmesine rağmen çeşitli nedenler öne sürülerek engellendiğini ve o
    yıllarda bu dosya ile ilgili araştırmaları sırasında çok tehditler
    aldığını da öne süren Kayasu, “Pek çok şey o cesedin Yeşil olduğunu
    doğruluyor. Bu şahsi kanaatim yeterli mi, değil? Bunu ispatlamam için
    elimde DNA olması lazım” dedi.

    7’nci
    Cumhurbaşkanı Kenan Evren hakkında, 2000 yılında ‘ihtilal yapıp
    Anayasa’yı ihlal ettiği’ gerekçesiyle idam cezası istemiyle düzenlediği
    iddianame ile kamuoyunda uzun süre adından bahsettiren emekli savcı
    Sacit Kayasu, İzmir’in Ödemiş İlçesi’de 11 Eylül 1998′de bulunan bir
    erkek cesedinin ‘Yeşil’ olarak tanınan Mahmut Yıldırım olduğu
    konusundaki iddialarını yineledi. Kayasu, olay yerindeki ilk incelemeden
    sonra Ödemiş Devlet Hastanesi morguna kaldırılan ceset ile ilgili
    yeterli araştırma yapılmadığını savundu. Cesedi gördüğünde 5-6 günlük
    olduğunu anlatan Kayasu, “Cesedin eli ve ayağı yüzülüyor, gözleri
    oyuluyor. Profesyonel bir cinayet. O kadar ateş edilmesine rağmen bir
    tek mermi çekirdeği yoktu” dedi. Kayasu, cesette dokuz kurşun deliği
    olmasına rağmen mermi çekirdeği bulunamadığını ve böyle bir olaya daha
    önce tanık olmadığını vurguladı. İncelediği cesette çeşitli darp izleri
    olduğunu da söyleyen Kayasu kişinin dövülmüş ve bağlanmış olduğunu da
    söyledi.

    ‘YEŞİL OLABİLİR ŞÜPHESİYLE EMNİYETTEN BİLGİ İSTEDİM’
    Emekli
    savcı Kayasu, işkence yapıldığını anlaşılan cesedin Mahmut Yıldırım’a
    ait olduğu yönünde kuvvetli şüpheleri bulunduğunu belirterek, “Şahsen
    ben ‘Yeşil’ olarak kanaate vardım. Bu şahsi kanaatim yeterli mi değil?
    Ne yapmak lazım ? DNA ile otopsi lazım. Bunun için İzmir’e gönderdik.
    DNA’ya esas olacak şeyleri alın akrabalarından da tespit edin” dediğini
    söyledi.

    Kayasu,
    bu girişiminin çeşitli nedenlerle engellendiğini savundu. İzmir Adli Tıp
    Kurumu’ndan “Biz DNA testi yapamıyoruz” şeklinde bir cevap aldıklarını
    anlatan Kayasu, bunun üzerine cesedin İstanbul’a getirilmesini
    istediklerini belirtti. Kayasu, ancak bu taleplerinin de İzmir Adli Tıp
    Kurumu’nun cesedi göndermemek için maddi harcamaları neden olarak
    gösterdiğini ve böyle bir cevap aldıktan sonra, cesedin gömülmesini
    söylediklerini açıkladı.

    SÜRPRİZ TANIK ‘YEŞİL’ OLDUĞUNU SÖYLEDİ
    Sacit
    Kayasu, cinayeti soruşturduğu o dönemde çok sayıda tehdit aldığını ve
    bundan yılmadığını da söyledi. 1999 yılının Ocak ve Şubat ayında
    Güneydoğulu olduğunu belirten ‘Mehmet’ kod adlı kişinin olayı
    soruşturduğu için kendisiyle irtibat kurduğunu anlatan Kayasu, telefon
    görüşmelerinin aynı yılın Nisan ayına kadar sürdüğünü bildirdi. Kayasu,
    Mehmet kod adlı kişinin Yeşil’in öldürüldüğüne ve sorgulandığına dair
    elinde birtakım kasetler olduğunu ve bu kasetleri kendisine getirmek
    üzere iken son kez “Geliyorum Savcı bey. Yoldayım” diye görüştükten
    sonra aniden ortadan kaybolduğunu söyledi.

    ‘PEK ÇOK ŞEY CESEDİN YEŞİL OLDUĞUNU DOĞRULUYOR’
    “Pek çok
    şey o cesedin Yeşil olduğunu doğruluyor. Bunu ispatlamam için elimde DNA
    olması lazım” diyen Kayasu, “Cesette parmak izi olmamısının işleri
    zorlaştırdığını anlattı.





    Evrensel
    Gazetesi Yeşil kod adlı JİTEM'in en kanlı elamanı Mahmut Yıldırım'ın ev
    adresini yayınladı. Hem de manşetten. İşte o adres.

    Evrensel
    gazetesinin "Yeşil Ankara'da" başlığıyla manşetten verdiği haberde,
    Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın nüfus kayıtlarına göre bulunduğu evin
    adresi adresi şu:

    Esertepe mahallesi, Yellice sokak, 4/41 Keçiöğren / Ankara adresinde oturuyor.
    İşte Evrensel Gazetesi'nin bugünkü manşeti:


    Mahmut 'Yeşil' Yıldırım Türkiye'nin kara kutusu mu?
    Arif
    Doğan'ın "Yeşil yaşıyor" sözleri Mahmut Yıldırım'ın tekrar gündeme
    oturmasına sebep oldu. Faili meçhuller için hangi isim kilit nokta, Arif
    Doğan mı yoksa Mahmut "Yeşil" Yıldırım mı?


    [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    Çetin
    Agaşe, Arif Doğan’ın “Yeşil yaşıyor” beyanı ile gündeme tekrar taşınan
    Mahmut Yıldırım’ın yaşayıp yaşamadığını Habertürk ekranlarında
    yayınlanan Haber Sahası adlı programda yorumladı.

    Program
    sunucusu Didem Yılmaz’ın “Yeşil kod aldı Mahmut Yıldırım, Türkiye’nin
    kara kutusu mu?” sorusunu yanıtlayan Çetin Agaşe “Bir kere bu insanlar
    bir devlet kuruluşunda bir memur olarak çalışan insanlar değil. O
    sistemin ya da o kuruluşun stratejisi gereği ajan olarak ya da taşeron
    olarak kullanılmış insanlar. Ama sivil insanlar ve içeride birçok şeye
    hakim olmuşlar. Türkiye bu sistemi tartışıyor. Ben yaşadığına
    inanıyorum, öldüğüne dair somut bir örnek yok. Öldüğünü söyleyemem ben
    araştırmacı bir yazarım.” cevabını verdi.

    Didem
    Yılmaz duymak istediği sorunun kaynadığını düşünerek bir kez daha
    Agaşe’ye “Kara kutu Yeşil mi?” diye sordu. Agaşe soruya cevap olarak
    “Bana göre Türkiye’nin, devletin kara kutusu Arif Doğan. Arif Doğan’ın
    görev yaptığı yıla, görev bölgesine ve konumuna bakın. Hiyerarşik yapıyı
    gözden kaçırmadan durumu ele alırsak bir emir komuta sistemi var. Bir
    oluşum başında bir komutan var ve altında çalışanlar var. İşte Mahmut
    Yıldırım bu insanlardan birisi… Emri veren kara kutudur.”


    Ergenekon
    savcıları, Abdullah Çatlı ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın iki
    uyuştucu kaçakçısını kaçırıp ödürmekle suçlandıkları davanın dosyasını
    istedi


    İSTANBUL -
    Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar, Bakırköy 4. Ağır Ceza
    Mahkemesi’ne başvurarak, Abdullah Çatlı ve Mahmut Yıldırım’ın
    yargılandığı dosyayı istedi.

    NTV'nin haberine göre talebi uygun bulan Ağır Ceza Mahkemesi de dava dosyasını Ergenekon savcılarına gönderdi.
    Susurluktaki
    kazadan 7 yıl sonra açılan davada, İranlı uyuşturucu kaçakçıları Lazım
    Esmaili ve Asker Simtko’nun, Çatlı ve Yıldırım tarafından kaçırıldığı
    öne sürülüyor. 1995 yılında, Polat Rönesans Otelindeki Emperyal
    Casino’ya girerken kaçırılan iki kişinin, ailelerinden 50 bin dolar
    fidye alınmasına rağmen öldürüldükleri iddianamede yer alıyor.

    AHMET CEM ERSEVER : Yeşil Beni Takip Ediyor Raporlarında Bunları Belirtmiş

    [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    TİLKİ SELİM [ YEŞİL`den KORKTUM ]


    Tilki Selim,
    teknik takipten kaçmak için 8 ayrı cep telefonu kullanıyor, adamlarına
    10 yaşındaki kızı aracılığıyla talimat gönderiyor, eroin sevkiyatını
    ise, kimlik kontrolünden rahatlıkla geçebilen emekli Binbaşı Ayhan P.'ye
    yaptırıyordu

    Afganistan, Pakistan ve İran'dan temin edilen uyuşturucuyu Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine gönderdikleri iddiasıyla yakalanan 12 kişilik suç örgütünün elebaşı “Tilki” lakaplı Selim Işık'ın,
    polisin teknik takibinden kurtulmak için 8 ayrı cep telefonu
    kullandığı, zaman zaman da adamlarını 10 yaşındaki kızına aratarak
    talimat verdiği bildirildi. Çetenin eroin sevkiyatını ise, kimlik kontrolünde rahatlıkla geçen emekli Binbaşı Ayhan P.'nin çetenin BMW cipiyle yaptığı ortaya çıktı.

    Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri 11 Ocak 2010'da İstanbul, Mersin, Afyon, Aydın, Malatya ve Hakkari'de
    düzenlediği operasyonlarda Selim Işık ile 11 adamını gözaltına aldı.
    Operasyonda 71 kilo eroin ele geçirilirken, polis, çetenin çalışma
    yöntemlerini de ortaya çıkardı.


    17 saati villada geçiyordu
    İddiaya göre, İnterpol'ün
    de “Tilki” dediği Selim Işık, polis tarafından fark edilmemek için
    çetede aktif olarak görev alan suç ortağı aile üyelerinin soyadlarını da
    değiştirdi. Avukat kardeşi Mansur “Bedirhanoğlu” soyadını, yeğeni Naci
    ile O'nun oğlu Asker ise “İsmailoğlu” soyadını aldı.

    Selim Işık, Üsküdar'daki
    villada kalıyordu. Villayı 1998 yılında 1 milyon dolara satın alan
    Işık, günün 17 saatini evinde geçiriyordu. Zorunlu bir işi olmadıkça
    dışarıya çıkmayan Selim Işık'ın evinde 8 cep telefonu ele geçirildi.
    Işık'ın polisin “Neden 8 cep telefonu” sorusuna ise, “Eşim telefon
    kullanmasını bilmiyor. Sürekli aradığı kişiler için birer telefon aldı.
    Yoksa ben telefon kullanmıyorum” dedi.

    Selim Işık polisin “Nasıl geçiniyorsun” sorusuna, “Şişli'de
    aylık kirası 28 bin TL olan bir işhanım var. Ayrıca 6 dairem ve
    Esenler'de bir benzin istasyonum var. Onlardan gelen parayla
    geçiniyorum” yanıtını verdi.

    Polis yetkililerine göre, Işık
    çete üyelerine talimat vermesi gerektiğinde, 10 yaşındaki kızını
    kullanıyordu. Işık'ın kızı, babasının isteği üzerine çete üyelerini
    arayıp şifreli konuşmayla yapacakları işi anlatıyordu.


    PKK için uyuşturucu kuryeliği
    Işık'ın operasyonda ele
    geçirilen 5 araçtan Hummer cipe bindiği belirlendi. Emekli Binbaşı Ayhan
    P.'nin kullandığı cipe de el konuldu.

    İddiaya göre, çete terör örgütü PKK adına uyuşturucu kuryeliği yapıyordu. İran üzerinden getirilen eroin çete üyeleri sayesinde başta Hollanda
    olmak üzere Avrupa ülkelerine TIR'larla gönderiyordu. Elde edilen gelir
    hem çete üyelerine hem de örgüte kaynak sağlıyordu. Emniyetteki
    işlemleri tamamlanan 12 şüpheli Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne sevk edildi.


    Üsküdar'daki villayı 1998
    yılında 1 milyon dolara satın alan Işık, günün 17 saatini burada
    geçiriyordu. Zorunlu bir işi olmadıkça dışarıya çıkmıyordu.

    'Yeşil'den korktum'
    Selim Işık, kendisini “Yalnız yeme kustururlar” diye tehdit eden “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım'la
    ilgili sorular üzerine de şöyle konuştu: “Yeşil'le öldüğü yönendeki
    söylentilerden önce görüştüm. Sonra hiç irtibatımız olmadı. Basına da
    yansıdığı gibi beni arayıp tehditlerde bulundu. Kendisinden korktum.
    'Neyse hesabımız onu verelim' dedim.”


    YEŞİL & TİLKİ SELİM`DEN ARAÇ İSTEMESİ [ SES KAYDI ]








    Ünlü Jitem`ci Böyle Öldürüldü.

    Cem Ersever cinayetinin nasıl işlendiğine ilişkin ortaya çıkan bu görüntü Ersever'in nasıl öldürüldüğüne dair ipucu

    Güncelleme:22 Ocak 2011 13:37
    Türkiye'de
    1993'lü yıllarda PKK terör örgütünün iç yüzünü ortaya çıkartmak için
    girişimde bulunan bir çok isim ortadan kaldırıldı.







    NoRTHWoLF
    YardımcıYönetmen
    YardımcıYönetmen

    Uyarı Seviyesi:
    0 / 100 / 10

    Kişisel İleti Kişisel İleti: Kurtlar Vadisi
    Cinsiyet Cinsiyet: Erkek Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı: 817
    Tecrübe Puan Tecrübe Puan: 8158
    Kayıt Kayıt : 27/02/12
    Memleket Memleket: Pc başından
    Takımım Takımım:
    Ruh Hali Ruh Hali:
    Tarayıcınız Tarayıcınız:
    İş/Hobiler İş/Hobiler: öğrenci
    Lakap Lakap: yok
    Emek Hırsızı Emek Hırsızı:
    Gurur Tablomuz Gurur Tablomuz:

    default Geri: Kurtlar Vadisi [ Kara ] Canlandırdığı Kişi

    Mesaj tarafından NoRTHWoLF Bir 19.03.12 19:16

    Bunların
    başında ise JİTEM'in kurucularından Binbaşı Ahmet Cem Ersever geliyor.
    Ersever cinayeti tam 17 yıldır aydınlatılamadı ancak cinayetin nasıl
    işlendiğine ilişkin ortaya çıkan fotoğraflar Ersever'in nasıl
    öldürüldüğü yönünde ipuçları veriyor.

    Ergenekon
    davasıyla birlikte gündeme gelen faili meçhul cinayetler içinde Ersever
    cinayeti önemli bir yer tutuyor. 1990'lı yıllarda JİTEM bölge komutanı
    olarak PKK'ya karşı mücadele veren binbaşı Ersever, daha sonra JİTEM'den
    ayrılmış ve 'Gerçekler Türk milletinden gizleniyor' diyerek o gün
    içinde olduğu yapıyla ters düşmüştü. Kamuoyuna PKK ve JİTEM'in iç
    yüzüyle ilgili açıklamalarda bulunması beklenen Ersever, bir süre sonra
    kaçırılmış ardından da Elmadağ yakınlarında cesedi bulunmuştu.


    ELLERİ ÖNDEN BAĞLI

    Basında ''Çok
    şey bilen adam elleri arkadan bağlı ve başına iki kurşun sıkılarak
    öldürüldü'' diye 4 Kasım 1993 ve sonrası günlerde haberler çıkmıştı.
    Ersever'in bugün ortaya çıkan ceset ve olay yeri görüntülerinde
    ellerinin arkadan değil önden bağlı şekilde öldürüldüğü anlaşılıyor.


    Elleri önden
    bağlı olan Ersever'in başından vurulduğu ve kafasının arkasından giren
    kurşunların yüzünden çıktığı tahmin ediliyor. Yerde cansız vaziyette
    yatan Ersever'in başının kanlar içinde olduğu ve başının altında da bir
    çuval olduğu görülüyor. Cinayete ilişkin haberlerde Ersever'in başına
    çuval geçirildikten sonra kafasından vurulduğu yazılıyordu. Cinayet
    yerinde başının altındaki çuval adeta olayı doğruluyor.


    O günün
    cinayet tutanaklarında akşam vakti güvenlik güçlerine ihbar telefonunun
    geldiği iddia ediliyor. Cesedin görüntüsünün gece karanlığında çekilmiş
    olması da ihbarın vaktini doğrular nitelikte.


    AĞZI BANTLI DEĞİL

    Görüntülerde
    dikkat çeken bir hususta kireç üzerinde cesedin yatıyor olması.
    Ersever'in ağzının ise görüntülerde basında çıkan haberlerin aksine
    bantlı olmadığı görülüyor.




    Yeşil, Cem Ersever'i Smith Wesson'la öldürdü!

    Hanefi
    Avcı'nın "Haliç'te Yaşayan Simonlar/ Dün Devlet Bugün Cemaat" isimli
    kitabında jandarmaya yönelik şok iddialar da yer alıyor.


    21.08.10 11:14

    Eskişehir
    Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın "Haliç'te Yaşayan Simonlar/ Dün Devlet
    Bugün Cemaat" isimli kitabı olay yarattı. Avcı kitabında, büyük yankı
    bulan cemaatçi yapılanmaya ilişkin iddialarının yanı sıra JİTEM'in
    yapısı, Cem Ersever cinayeti ve Uzan operasyonu hakkında da gizli kalmış
    detaylar anlatıyor.

    Susurluk
    olaylarında devletin içindeki çeteleri açıklayan, görev yaptığı her
    yerde yolsuzlukla mücadelede isim yapan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi
    Avcı, 14 yıl sonra yazdığı kitapla Türkiye gündemine bomba gibi düştü.
    Kitaptaki iddiaların geniş yankı bulmasının ardından İçişleri Bakanlığı,
    Avcı hakkında soruşturma başlattı. Emniyet teşkilatında
    teknik-elektronik istihbaratın kurucusu olarak bilinen Avcı, başta
    emniyet ve yargı olmak üzere devlet kurumlarındaki cemaatçi yapılanmala
    ilgili yazdığı kitapta Ergenekon'dan Balyoz'a ve Baykal'a kurulan gizli
    kamera tuzağına kadar birçok konuda inanılmaz iddialar ortaya attı. Dün
    medyada yayınlanan bu iddiaların yanı sıra, kitapta Türkiye'nin yakın
    tarihine damga vuran operasyonlarla ilgili de gün yüzüne çıkmamış
    detaylar var. İşte kitaptan cinayete kurban giden JİTEM'in kurucusu Cem
    Ersever ile Uzan Ailesi hakkında yürütülen operasyonla ilgili
    iddialar...

    CEM GÖZÜ KARA BİRİYDİ
    1984
    yılının son günlerinde bir grup arkadaşımla tayinim Diyarbakır'a çıktı.
    Siirt İl Jandarma Alay Komutanlığı bölgesinde çalışan Cem yüzbaşı
    (Ersever) tüm bölgeyi dolaşan, olup biten her şeyi kontrol eden gözü
    kara biriydi. Kabına sığmayan sürekli koşturan biriydi. JİTEM'in
    kurulmasıyla birlikte Cem'in ve bazı subayların kurucular arasında
    olduklarını duydum...

    'Her yol mübah' derdi
    Bir
    müddet sonra Cem, JİTEM Grup Komutanı olarak atandı ve bir yıla yakın
    burada görev yaptı. Bir gün bana illegal örgüt mensuplarının bazılarını
    gizli yakaladıklarını, sorguladıklarını söyleyerek, onlardan aldığı
    silah ve malzemeleri gösterdi. Sorgulanan bu insanların akıbetlerinin ne
    olduğu konusuna açıklık getirilemiyordu, fakat dolaylı olarak sonucunun
    ne olduğu tahmin edilebiliyordu. Cem, PKK ile mücadele etmek için kanun
    dışı her türlü yöntemin kullanılması gerektiğini, normal yol ve
    yöntemlerle bu işin başarılamayacağını ima etmeye, anlatmaya
    çalışıyordu... Ben anlattığı yöntemlerin doğru yollar olmadığını
    söyledim.

    Burama kadar battım
    "Burada
    suçlu kim? PKK'ya ekmek veren, onlara yardım eden köylü mü, yoksa
    burada rüşvet mekanizmasını çalıştırmak suretiyle yanlış uygulamalar
    yaparak toprak ağalarına ya da nüfuzlu insanlara karşı köylüleri yalnız
    bırakıp PKK'nın kucağına atanlar mı?" diye sordum. Cem, "Evet sen
    haklısın" dedi. Ama sonra elini boynuna götürerek, "Ben burama kadar bu
    işe battım, bana anlatma. Bu işte var mısın, yok musun?" dedi. Bir süre
    sonra HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın evinden polis görünümündeki
    kişiler tarafından Emniyet'e götürüleceği söylenerek kaçırılmıştı. O
    zamanlar Cem'in yanındakı bazı kişilere uyan bir eşkal tarif ediliyordu.
    Soruşturmanın başına o tarihte Emniyet Müdür Yardımcısı olan Hüseyin
    Kocadağ verilmişti.

    Cem tehdit ediyordu
    Vedat
    Aydın, kısa bir süre sonra Diyarbakır'dan 70-80 km. uzaklıkta
    kalaşnikofla öldürülmüş olarak bulundu... Asayiş Kolordu Kurmay Başkanı
    ile görüşmek için yanına gittiğimde Cem binbaşı oradaydı ve Kurmay
    Başkanı ile konuşuyorlardı. Cem, "Darda kalırsam ben de Güneydoğu'da
    Asayiş Kolordu Komutanı bölgesinde şu, şu, şu olaylar oldu, bu
    olaylardan şu, şu kişilerin bilgisi vardı derim" diyerek dolaylı yollu
    karşısındakini tehdit ediyordu... Göründüğü kadarıyla Cem binbaşı son
    dönemde kendi üstleriyle veya kendi teşkilatıyla çatışma içindeydi.

    Komutanlar rahatsızdı
    Jandarma
    yetkilileri, Cem'in Aydınlık gazetesinden Soner Yalçın'a Güneydoğu'daki
    infaz olayları ve başka kanunsuz işler dahil olmak üzere birçok gizli
    bilgileri vermesinden dolayı son derece rahatsızdı. Cem daha çok kuzeyde
    8. Kolordu bölgesindeki Bingöl ve Tunceli bölgesinde Yeşil'in karıştığı
    olayları anlatıyordu. Fakat sıra Diyarbakır bölgesine gelirse diğer
    jandarma komutanlarının isimlerini de verebileceği korkusu vardı. Bu
    yüzden Cem'i ortadan kaldırmayı düşünüyorlardı.

    Cinayet planları
    Daha
    sonra öğrendiğimiz kadarıyla Cem'i öldürmek için aslında daha önce de
    epey plan yapılmış... İşte tam JİTEM'de Cem'i ortadan kaldırmanın
    yolları aranırken, Mustafa Deniz gelip Cem'e ait malzemelerin Kemal
    Sadık Uzuner'de olduğunu söyleyince, planlarını uygulayabilecekleri bir
    fırsat yakaladıklarını düşünüyorlar. JİTEM yöneticileri hemen Ali Balkan
    Metel'le görüşüyorlar, onun vasıtasıyla Kemal Sadık Uzuner'e
    ulaşıyorlar. Uzuner onlara Cem'in ne zaman geleceği hakkında bilgi
    veriyor... Kemal'in evine pusu kuruyorlar. Cem gelince hemen
    yakalıyorlar.

    Şimdi inkar ederler
    Ankara
    Emniyeti Cem'in kaybolmasıyla ilgili olarak Kemal'i Emniyete
    çağırdığında olay ortaya çıkacağı için hemen Emniyete bizim
    elemanımızdır dokunmayın diye baskı yapıyorlar... O zaman polis Kemal'in
    evine baskın yapmış olsa Cem kesinlikle kurtarılabilirdi, ama maalesef
    yapılmadı... Bugün bu olay yeniden konuşulsa adı geçen insanların
    hiçbiri şahitlik yapmaz. O tarihte JİTEM'i ve Yeşil'i bilen Emniyet
    görevlileri, Genel Komutanlığı'na gittiklerinde Yeşil ile
    karşılaşıyorlar. Yeşil elindeki Smith Wesson marka tabancayı göstererek,
    "Bununla ateş ettim, gerekirse size de ateş ederim" diyecek kadar
    rahatlıkla cinayeti kabul ediyordu. Bu olay bana o tarihte buna şahit
    olanlar tarafından anlatılmıştı. Ama bugün sorsanız hepsi gördüklerini
    kesinlikle inkar edeceklerdir.

    Cesedi 11 gün sonra bulundu
    'Efsane
    Binbaşı' olarak ün yapan ve JİTEM'in kurucu olarak anılan Jandarma
    Binbaşı Cem Ersever, 80'lerin sonu ve 90'ların başında Güneydoğu'da PKK
    ile ilgili tüm istihbari çalışmaları yönetmişti. Jandarma Genel Komutanı
    Orgeneral Eşref Bitlis'in kuşkulu bir uçak kazasında ölümünden bir ay
    kadar sonra, binbaşı rütbesindeyken, 17 Mart 1993'de 30 arkadaşı ile
    birlikte görevinden istifa etmiş, kendisine bir şey olursa Hanefi
    Avcı'ya haber vermesini istemişti. Ersever, Aydınlık gazetesine
    anlattıklarıyla ilgili olarak mahkemeye ifade vermek için 24 Ekim
    1993'te Ankara'ya gitti ve bir daha kendisinden haber alınamadı. 1
    Kasım'da Ankara Çamlıdere'de sevgilisi Neval Boz'un, 2 Kasım'da Ankara
    Polatlı'da itirafçı Murat Demir'in ve 4 Kasım 1993'de Ankara Elmadağ'da
    Ahmet Cem Ersever'in cesetleri jandarma tarafından bulundu. Birbirlerini
    tanıyan bu üç kişiyi kimlerin öldürdüğü bir sır olarak kaldı.

    Devlet, Uzanlar'ı elinden nasıl kaçırdı?
    Kaçakçılık
    Daire Başkanı olarak görevde yeniydim, Uzan olayı patlak verdi. Bir
    anda kendimi denetim elemanlarının, müfettişlerin ve bankalar yeminli
    murakıplarının arasında henüz anlayıp kavrayamadığım Uzanların İmar
    Bankası yolsuzluğunun ve ardından tüm şirketlerinin karıştığı olayın
    içinde buldum. MİT'in mali uzmanları, bankacılar bile yapılan yolsuzluğu
    anlamakta zorlanıyordu. Yolsuzluğun yapılış biçimini ve yöntemini
    anlamamız bile birkaç hafta sürdü... Çalışanlarla görüşüp eldeki
    kayıtları inceleyince, hiç kimse bilmeden, görmeden milyar dolarların
    herkesin önünde saklanabileceği sonucuna vardım.

    Şeytani bir yöntem
    Bu
    şeytani bir yöntemdi, dahiyane bir uygulama idi ama Uzanlar bunu
    yapmıştı. Araştırmalar ilerledikçe Uzanların daha çok marifeti
    çıkıyordu... Ancak Uzunlara ait yerlerde ama yapmak veya Uzanları
    sorgulamak için yakalama kararı alamıyorduk. Savcıları ikna etmek,
    mahkemelerden karar almak çok zordu. Savcılar mudilerin şikayetlerini
    hukuki bir mesele olarak algılıyor, bu kadar açıkla ilgili uzman
    raporları kesin değil v.s diyorlardı. Geciken kararlar sonunda Kemal
    Uzan, Hakan Uzan, Yavuz Uzan ve diğer bazı önemli kişiler yurt dışına
    kaçmışlardı. Cem Uzan son zamanda Genç Parti başkanı olduğu için
    şirketlerdeki hisse ve yöneticiliği seçim döneminde azaltılmıştı. Ayrıca
    Cem Uzan'ın üzerine gitsek yaptıklarımız hukuki değil siyaseten
    yapılıyor denerek çarpıtılabilirdi.

    Olağanüstü bir ihbar
    Bu
    sırada olağanüstü bir şey oldu, gelen bir ihbarla Uzanların banka ve
    şirketlerinden kaçırdıkları paraları Şenlikköy'de bir villaya koydukları
    bildirildi... Arama kararı sonrasında yapılan aramada para bulunamadı
    ancak her biri 2 metre boyunda 22 adet dev çelik kasa içerisinde
    Uzanların şirket binalarından kaçırıp getirdikleri tüm Uzan grubu şirket
    ve holdinglerinin dosyaları, gizli izleme, takip, casusluk işlerine
    dair kayıtlar ve gizli sayılacak çok önemli belgeler ele geçirilmişti.

    Yeni karargah Ürdün
    Ülkemizden
    kaçan Uzanların yeni karargahının Ürdün olduğunu kısa sürede
    öğrenmiştik ama burada işler daha zordu, çünkü Ürdün'de belli aile ve
    aşiretler devlet yönetimini paylaşmış gibiydiler. Uzanlar ise Ürdün'de
    ileri gelen her aileyle, her aşiretle ortak şirket kurmuştu. Kral ile
    karşılıklı yakınlıkları vardı. Krala hediye olarak otomobil, silah
    veriyor, sebebi belli olmadan milyon dolarlar ödüyorlardı. Tüm
    uğraşlarımıza rağmen bilgi alamadığımız gibi Ürdün Uzanların faaliyet ve
    organizasyonlarının merkezi olmaya devam etti. Hala da ettiği
    kanaatindeyim. Uzanların belgelerini inceledikçe mali açıdan asıl merkez
    olarak İsviçre'yi seçtikleri anlaşılıyordu ama hiçbir zaman parayı
    Türkiye'den İsviçre'ye direkt yollamıyorlardı.

    Ürdün kralına 1 milyon $
    Paralar
    önce İngiltere'yi ve Hollanda'yı dolaşıyor, sonra İsviçre'ye
    gönderiliyordu. Uzan davasının tüm savcılık işlerini yapan Savcı Mecit
    Ceylan, adli istinabe hazırlayarak İsviçre'deki Uzan dosyası ve içeriği
    hakkında bilgi istedi. Bu istinabeye cevaben İsviçre'den çok ciddi
    bilgiler geldi. Bunlar arasında Ürdün Kralı Hüseyin'e, çocukları ve
    sıkıntı içerisinde bulunan askerler yararına hediye olarak Telsim
    tarafından bir milyon dolar para gönderildiği de vardı. Bu para önce
    İngiltere-Hollanda dolaştırılarak İsviçre'ye gelmiş ve buradan Amman'a
    gönderilmişti. Kral tarafından çekilen bu paranın neden Türkiye'den
    Ürdün'e doğrudan gönderilmeyip bu yolun izlendiği bize soruluyordu.
    Maalesef gerçek sebebin ne olduğundan emindik ama delilimiz yoktu. Daha
    sonrasında görevden alındığımdan neticesinin ne olduğunu bilmiyorum.
    Yalnızca İsviçre'nin cevap verdiğini ve bazı bilgileri gönderdiğini
    duydum.



    Sakık : Beni ''Yeşil'' Yakaladı

    Şemdin Sakık kitap yazdı ve beni de çok yakından ilgilendiren ANDIÇ konusunda önemli bilgimler verdi.
    Şemdin
    Sakık kitap yazdı ve beni de çok yakından ilgilendiren ANDIÇ konusunda
    önemli bilgimler verdi. Hele yakalanış hikayesi, daha da şaşırtıcı
    bilgilerle dolu. Örneğin, Sakık’ın yakalanışı hakkında kahramanlık
    destanları yazılmıştı. Meğer yakalayıp Türkiye’ye teslim eden kimmiş
    biliyor musunuz?


    Yıllar
    boyunca, kimin yakaladığı hakkında çeşitli hikayeler yazıldı. İnanılmaz
    kahramanlık destanları dizildi. Meğer Şemdin Sakık’ı, Barzani
    Türkiye’ye teslim etmiş.


    Şemdin
    Sakık’ın anlatımı, Tuncer Güney’in editörlüğü altında Lagin
    yayınlarının piyasaya verdiği “Şiddetin Sefaleti” adlı kitapta Şemdin
    Sakık, nasıl ve kim tarafından yakalandığını, bizlerin andıçlanmasına
    kadar giden olayların iç yüzünü nihayet aydınlatıyor.


    Kitabın en ilginç bölümü şöyle:

    [b]Beni Yeşil yakaladı[/b]

    15
    Mart 1998’de örgütten ayrılıp KDP peşmergelerine sığındım. Orada bulunan
    kardeşim Arif Sakık’la bir ev kiralayıp normal yaşama geçtik. Bu sırada
    KDP ve Türk yetkililer, Türkiye’ye getirilmemiz için bazı görüşmeler
    yapıp anlaşmışlar. 13 Nisan 1998’de başlarında Yeşil kod adlı Mahmut
    Yıldırım’ın bulunduğu beş kişilik bir ekip bizi Kuzey Irak’tan alıp
    Silopi’ye getirdi. Silopi’de tutulduğumuz üç saat boyunca öldüresiye
    kaba dayaktan geçirildik. Bu sırada birisi işkence gördüğümüz odanın
    kapısını çalıp içeri girdi: “Ankara’dan talimat var, bu kişiler
    öldürülmeyecek ve en kısa sürede mahkemeye çıkarılacaklar, onları artık
    dövmeyin...” haberi verdi. Sonra bizi Diyarbakır’a getirdiler.


    [b]Her gün dosya karıştırdım[/b]

    Beni
    Jandarma İstihbarat Merkezi’ne götürdüler, bir odaya bıraktılar. Her gün
    sabahtan akşama dek dosyaları karıştırıyor ve çözemedikleri noktaları
    soru olarak bana yöneltiyorlardı. Hakkında bilgi istenen kişiler
    arasında Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand, Akın Birdal, Salim
    Ensarioğlu, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler de bulunuyordu. Kısacası
    Türkiye’nin ne kadar önde gelen ismi varsa hepsi soruldu. Bu kişilerin
    örgütle ne tür ilişki içinde oldukları, örgütten para alıp almadıkları,
    neden Şam ve Bekaa Kampı’na gittikleri ve her biri hakkında ne
    düşündüğümü, sordular. Daha doğrusu ülkenin ileri gelen bu gazeteci,
    yazar ve siyasetçilerinin örgüte yardımcı olduklarını, para karşılığında
    örgüt propagandası yaptıklarını itiraf etmemi istediler.

    [b]Şemdin
    Sakık kitap yazdı ve beni de çok yakından ilgilendiren ANDIÇ konusunda
    önemli bilgimler verdi. Hele yakalanış hikayesi, daha da şaşırtıcı
    bilgilerle dolu. Örneğin, Sakık’ın yakalanışı hakkında kahramanlık
    destanları yazılmıştı. Meğer yakalayıp Türkiye’ye teslim eden kimmiş
    biliyor musunuz?
    [/b]



    Yıllar boyunca, kimin yakaladığı hakkında çeşitli hikayeler yazıldı. İnanılmaz kahramanlık destanları dizildi. Meğer [b]Şemdin Sakık’ı, Barzani Türkiye’ye teslim etmiş.[/b]

    [b]Şemdin Sakık’ın anlatımı, Tuncer Güney’in editörlüğü altında Lagin yayınlarının piyasaya verdiği “Şiddetin Sefaleti” adlı kitapta Şemdin Sakık, nasıl ve kim tarafından yakalandığını, bizlerin andıçlanmasına kadar giden olayların iç yüzünü nihayet aydınlatıyor.[/b]

    Kitabın en ilginç bölümü şöyle:

    [b][b]Beni Yeşil yakaladı[/b][/b]
    [b]15
    Mart 1998’de örgütten ayrılıp KDP peşmergelerine sığındım. Orada bulunan
    kardeşim Arif Sakık’la bir ev kiralayıp normal yaşama geçtik. Bu sırada
    KDP ve Türk yetkililer, Türkiye’ye getirilmemiz için bazı görüşmeler
    yapıp anlaşmışlar. 13 Nisan 1998’de başlarında Yeşil kod adlı Mahmut
    Yıldırım’ın bulunduğu beş kişilik bir ekip bizi Kuzey Irak’tan alıp
    Silopi’ye getirdi. Silopi’de tutulduğumuz üç saat boyunca öldüresiye
    kaba dayaktan geçirildik. Bu sırada birisi işkence gördüğümüz odanın
    kapısını çalıp içeri girdi: “Ankara’dan talimat var, bu kişiler
    öldürülmeyecek ve en kısa sürede mahkemeye çıkarılacaklar, onları artık
    dövmeyin...” haberi verdi. Sonra bizi Diyarbakır’a getirdiler.
    [/b]
    [b]Her gün dosya karıştırdım[/b]
    [b]Beni
    Jandarma İstihbarat Merkezi’ne götürdüler, bir odaya bıraktılar. Her gün
    sabahtan akşama dek dosyaları karıştırıyor ve çözemedikleri noktaları
    soru olarak bana yöneltiyorlardı. Hakkında bilgi istenen kişiler
    arasında Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand, Akın Birdal, Salim
    Ensarioğlu, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler de bulunuyordu. Kısacası
    Türkiye’nin ne kadar önde gelen ismi varsa hepsi soruldu. Bu kişilerin
    örgütle ne tür ilişki içinde oldukları, örgütten para alıp almadıkları,
    neden Şam ve Bekaa Kampı’na gittikleri ve her biri hakkında ne
    düşündüğümü, sordular. Daha doğrusu ülkenin ileri gelen bu gazeteci,
    yazar ve siyasetçilerinin örgüte yardımcı olduklarını, para karşılığında
    örgüt propagandası yaptıklarını itiraf etmemi istediler.
    [/b]
    [b]Bunlara hain diyeceksin[/b]
    [b]Açıklamaya,
    “bu şahsiyetleri...” diyerek başladım ki, “bunlar şahsiyet değil,
    bunlar birer hain, bu hainler diyeceksin...” telkiniyle konuşmamı
    kestiler. Yine de birine iftira atmama kararlılığımı korumaya çalıştım:
    “Bu şahsiyetlerin örgütle ilişki içinde olup olmadıklarını bilmiyorum.
    Örgüt saflarında olduğum süre içinde onlarla hiç karşılaşmadım. Onları
    katıldıkları tartışma programlarından ve gazete köşelerinden tanırım...”
    türünde bir şeyler söylediysem de, onları ikna edemedim.
    Hiddetlendiler: “Eğer itirafta bulunmazsan ‘istediğinizi yapın’ deyip
    seni askerin eline vereceğiz, sana ne yapacaklarını tahmin edebiliyor
    musun; kimi ırzına geçer, kimi cop sokar...” tehdidinde bulundular. Gece
    boyunca süren sorgudan bir sonuç alınamayınca bana üç gün hücre cezası
    verdiler. Üç gün hücrede tutulduktan sonra tekrar eski yerime alındım.”
    [/b]
    [b]İki
    gün sonra, kamuoyunda “iyi çocuk” olarak bilinen personelin de
    aralarında olduğu birkaç kişi bulunduğum odaya geldiler, önüme birkaç
    kâğıt koyup imzalamamı istediler. “Bunlar nedir? Gözlerimi açamadığım
    için okuyamıyorum, okumadan imzalamak istemiyorum” deyince, “bunlar öyle
    önemli şeyler değil, ifadelerinden arta kalanlardır, tutanaklar
    arasında unutulmuş ifadelerindir” dediler. Gözlerim uzun süre bağlı
    kaldığı için ağrıyordu. Sadece koyu puntolarla yazılmış isimleri
    görebildim. Hepsi de sorguda isimleri geçen insanlardı. Belgeyi
    imzalamayı kabul etmedim.
    [/b]
    [b]‘İyi çocuklar’ geldi[/b]
    [b]Beni
    Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’na çıkardılar. Başsavcı “İsmi
    geçen şahısların en azından birkaçının örgüt bağlantılarını deşifre
    edersen özellikle kardeşin için yararlı olur. Tekrar düşün, yoksa senin
    için iyi olmaz” deyip tehdit etti. Beni savcılıktan alıp hâkimin
    huzuruna çıkardılar. Atfedilen iddiaların doğru olmadığını tekrarladım:
    “Ankara’nın merkezinde oturan, çalışan, telefonlarını dinlediğiniz
    kişilerin ne kadar PKK’li olduklarını bana sormanızı anlayamıyorum. Ben
    bu insanları nasıl tanıyabilirim ki! Bu sözlerim hâkim beye mantıklı
    gelmiş olmalı ki, başını sallayarak beni onayladı.”
    [/b]
    [b]Şemdin Sakık, bu sorgulama sırasında, o dönemde 7 inci kolordu komutanı olan Yaşar Büyükanıt’ın da hazır bulunduğunu açıkladığı kitabı, uzun süredir tam bilinmeyen bir çok konuyu aydınlığa çıkarmış oluyor.[/b]
    [b]TÜRK MÜTAHİTE, YUNAN ADASI ALMAK YASAKLANMALI ( ! )[/b]
    Şaka bir yana, geçen haftaki bir tartışma yüreğimi ağzıma getirdi. [b]Bild gazetesinin Yunan kriziyle ilgili yayınları arasında, bir de Yunan adalarının satılması önerisi vardı ya, hani ”Madem bu kadar borcunuz var, borcu olan da malını sattığına göre, sizler de Akropolis veya Ege adalarınızı satın.” deniyordu.[/b]

    İşte bu durum bizim müteahhit-turizmcileri heyecanlandırmıştı ya...

    Kimi bunun çok iyi bir fikir
    olduğunu, kimileri hangi adanın ne kadar para edeceğini, bazıları da
    nerelere nasıl otel ve bina dikebileceklerini anlatmazlar mı!


    Aman Allahyüreğime bir ağrı girdi.

    İster misiniz, bizim müteahhit-turizmcilerin, o canım [b]Simi’yi Leros’u veya bize yakın olanlarını satın almaya kalksınlar.[/b]

    Adeta ter bastı.

    Her yaz sık sık o adaları
    dolaşırım ve bu köşede de sizlere güzelliklerini, nasıl planlı şekilde
    geliştiklerini, her gelenin her istediği yere inşaat yapamadığını
    anlatırım.


    Gözümün önüne bizim müteahhitlerin Adaları almaları ve kolları sıvamaları geldi.

    Fazla değil, birkaç yıl içinde o canım yerleri mahvedivermeleri aklıma geldi.

    Ne yani, Bodrum kıyılarında işledikleri İnsanlık Suçlarını, yani yaptıkları o, betonları ucube inşaatları unuttuk mu ?

    Valla ter bastı.

    Dünyaya rezil oluruz.

    Neydi, ne oldular diye, Uluslararası gazetelerde TV’lerde canımıza okunur.

    Allah korusun.

    Ak Parti böyle niyetliler varsa, ne yapıp edip engellemeli.

    Yanlış mı söylüyorum ?

    Baksanıza etrafınıza, canım
    kıyılarımızı nasıl rezil ettik. Bunca sabıkayla bir de Yunan adalarını
    mahvedersek, insanlığa karşı daha da büyük bir ayıp işlemiş olmaz mıyız!


    Neyse sabah kan ter içinde uyandım da, bunun gerçek olmadığını gördüm.

    Rüya imiş...

    [b]GÜNGÖR URAS, KENDİ TÜRKİYESİNİ ANLATIYOR...[/b]

    [b]Güngör Uras’ı sadece ekonomi dünyası değil, siyasetçiler de, yemek meraklıları da tanır. Türk - İş ve basın dünyasının ikonlarından biridir. Yaşamından bir çiçek sepeti yapmış ve “Bak,ben sana anlatayım” adlı kitabında toplamış.[/b]

    [b]Uras, kendine özgü
    yaklaşımıyla tanınır. Onun dünyasında, hem devletçiliğin, hem
    planlamacılığının, hem de özel sektörcülüğün izleri vardır. En büyük
    meziyeti de, anlaşılması son derece güç olan ekonomi ve para konularını
    son derece basite indirgiyerek, Ayşe teyze’ nin anlayacağı şekilde okuyucusuna anlatabilmesidir.
    [/b]

    [b]Doğan Kitap’tan piyasaya çıkan kitabı tavsiye ederim.[/b]
    * * *

    [b]SEKS DOKTORUMUZDAN SEKS DERSLERİ...[/b]

    [b]Haydar Dümen bu ülkenin hiç alışık olmadığı, hem son derece renkli, hem de en çok aranan bir kişiliğidir. Türk insanının hem müthiş merak ettiği, hem de konuşmayı ayıp saydığı seks konusunu günlük yaşamımıza sokan ve bunu hiçbir zaman adileştirmeden gerçekleştiren tek isimdir. Bundan dolayı da alkışlanması gerekir.[/b]

    [b]İnkilap Kitabevi’nden çıkardığı kitabı “Best of Haydar Dümen”, hem gülerek, hem de cahil olduğumuz seks
    konusunda bilmediklerimizi anlatıyor. Daha önce yazdığı makalelerden ve
    en çok beğenilen söylevlerinden toparlanmış bir çalışma. İçinde
    resimleriyle, soru ve yanıtlarıyla çok hoş bir kitap olmuş.
    [/b]
    * * *

    [b]CUDİ’DEN ADATEPE’YE”[/b]

    [b]Engin Tamer Mıhcı´nın Metropol yayınlarından çıkan (Metropol Yayınları: 0 212 527 85 66) "Cudi´den Adatepe´ye" adlı romanı, Kürt sorununun insani boyutunu anlatıyor. Mıhcı, örgütten kaçıp Marmaris´te çalışmaya gelen Hüseyin ile asker ağabeyini şehit vermiş Eylem´in
    yakınlaşmalarını anlatıyor. Kitap, taraflara bölünen insanların
    aralarına örülen duvarın boyutlarını, sorunun aslında kişisel
    olmadığını, bu ülkede beraberce nasıl yaşanabileceğini aktarıyor.
    Romanın karakteri Hüseyin´in, dağa çıkmaya nasıl karar verdiğini,
    neden kaçtığını ve bu kaçıştan sonra nasıl yaşayabileceğini anlatırken
    son günlerde gündemde kendine yer eden genel af konusunun dağdaki
    insanlar için ne kadar önemli olduğuna vurgu yapıyor. Kitaptan akılda
    kalan ve üzerine düşünülmesi gereken ise "Bütün kaçakların sonu ya ölüm ya hapis" sorusu oluyor.
    [/b]

    Mehmet Ali Birand

    YEŞİL YAŞIYORMU ?
    [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]










    NoRTHWoLF
    YardımcıYönetmen
    YardımcıYönetmen

    Uyarı Seviyesi:
    0 / 100 / 10

    Kişisel İleti Kişisel İleti: Kurtlar Vadisi
    Cinsiyet Cinsiyet: Erkek Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı: 817
    Tecrübe Puan Tecrübe Puan: 8158
    Kayıt Kayıt : 27/02/12
    Memleket Memleket: Pc başından
    Takımım Takımım:
    Ruh Hali Ruh Hali:
    Tarayıcınız Tarayıcınız:
    İş/Hobiler İş/Hobiler: öğrenci
    Lakap Lakap: yok
    Emek Hırsızı Emek Hırsızı:
    Gurur Tablomuz Gurur Tablomuz:

    default Geri: Kurtlar Vadisi [ Kara ] Canlandırdığı Kişi

    Mesaj tarafından NoRTHWoLF Bir 19.03.12 19:16




    Arif Doğan: Mahmut Yıldırım yaşıyor, görüşüyoruz!

    Eşref
    Bitlis'in ölümüyle ilgili ses kaydına ilişkin ifadesi alınan
    ''Ergenekon'' davası sanığı emekli Albay Arif Doğan, ''Yeşil'' kod adlı
    Mahmut Yıldırım'ın yaşadığını ve zaman zaman görüştüklerini açıkladı.

    Alınan
    bilgiye göre, Doğan'a ait olduğu öne sürülen, Bitlis'in ölümüne ilişkin
    sözlerin haber sitelerinde yer alması ve İstanbul Cumhuriyet
    Başsavcılığının kayıtla ilgili inceleme başlatması üzerine, özel yetkili
    cumhuriyet savcılarından Zekeriya Öz'ün geçen günlerde ifadesine
    başvurduğu, ''Ergenekon'' davası sanığı Doğan, ek ifadesinde, ''Yeşil''
    kod adlı Mahmut Yıldırım ve ''Jitem'' ile ilgili açıklamalar yaptı.

    Doğan'ın ifadesinde, ''Yeşil'
    kod adlı Mahmut Yıldırım'ın arkadaşı olduğunu ve halen hayatta
    olduğunu, kendisiyle Tunceli'de zaman zaman görüştüklerini söylediği
    öğrenildi.
    Albay Arif Doğan'ın Yıldırım'la aracı ekipler aracılığıyla görüştükleri yönünde bilgi verdiği de kaydedildi.

    ''Yeşil'in
    nerede olduğuna'' dair soruyu yanıtlamadığı belirtilen Doğan'ın Jitem
    hakkında sorulan soruya da ''Jitem'i kendisinin kurduğu ve yönettiği''
    şeklinde yanıt verdiği belirtildi.

    ''Jitem
    donduruldu. Jitem'e ilişkin tüm belgeler hala bir Jitem görevlisinde
    duruyor'' ifadesini kullandığı belirtilen Doğan'ın, söz konusu Jitem
    görevlisinin ismini savcıya vermediği kaydedildi.

    Öldürülme
    korkusu nedeniyle söz konusu ismi vermediği ifade edilen Doğan'ın
    ''Jitem'in bazı dönemlerde PKK'yı kullandığını'' belirterek, '' bir
    dönem yaşanan tır yakma olaylarından bazılarının PKK'ya Jitem tarafından
    yaptırıldığını'' öne sürdüğü bildirildi.

    Doğan'ın, ifadesinde, Eşref Bitlis'in ölümüne ilişkin de ''O bir kazaydı, suikast değildi'' dediği öğrenildi.
    İnternet
    ortamına düşen ses kaydında ''Jitem'i ben kurdum'' diyen ve Doğan olduğu
    iddia edilen kişi, aynı zamanda, ''Alevi-Sünni kavgası için Alevilere
    saldıracak sakallı bir ekip kurdum. 7 bin ruhsatsız silah dağıtıp
    terörist yetiştirdim. 10 bin silahlı adamla suç örgütlerini yönettim''
    ifadelerini kullanmıştı. Ses kaydında, ''(Eşref Paşa'nın ölümü) Cem
    Ersever yaptı diyorlar. Eşref'i öyle böyle yapmış! Hayır. Cem Ersever'in
    arkasına ben destek vermesem... adam mı öldürebilir? Söyleme ya, bırak
    şunu ya... Ahmet Cem Ersever'iymiş, Mustafa Deniz'iymiş, Mahsune'siymiş,
    bunlar çakal ya'' sözleri yer almıştı. Ses kaydıyla ilgili olarak
    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 23 Eylülde inceleme başlatmıştı.

    EMEKLİ ALBAY DOĞAN, ADLİYEDEN AYRILDI
    ''Ergenekon''
    davası sanığı olan ve eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref
    Bitlis'in ölümüyle ilgili ses kaydı internete düştüğü için hakkında
    inceleme başlatılan emekli Albay Arif Doğan, başka bir soruşturma
    kapsamında ifade verdikten sonra Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'nden
    ayrıldı.

    Doğan,
    adliyeden ayrılışı sırasında bir gazetecinin ''Hangi konuda
    sorgulandınız?'' sorusuna, ''Sonra söyleyeceğim. İfadem bitmedi. Ne
    olacak alıştık, yine geleceğiz'' yanıtını verdi.

    Bir daha ne zaman geleceği sorulan Doğan, ''Takdir savcılarımızın'' dedi.
    Doğan'ın
    ifadesinin, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Kadir Altınışık tarafından,
    Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının ''faili meçhul
    cinayetlere'' ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında yazılan talimat
    doğrultusunda alındığı öğrenildi.


    YEŞİL YAŞIYOR EMEKLİ ALBAY Hüseyin Oguz







      Forum Saati 25.10.14 13:08