Güncel Forum



Sitemize Kayıt Olmanız 2 Dk'nızı Almaz! Lütfen Sitemize Kayıt Olun ve Üye Olmanın Faydalarından Sizde Yararlanın!

Güncel Forum

Guncel.forum.st Video, Program, Haber, Magazin, KPSS, Eğitim, İlköğretim, Lise, Üniversite, Eğlence, Yaşam, Fıkra, Resim, Mp3, Türkiye, Dinimiz İslam, Cep Telefonu Programları, Oyunlar, Temalar, aşk, Fal, burç, spor, Knight, Silkroad, İkariam, Ogame,iddaa

www.guncel.forum.st

Giriş yap

Şifremi unuttum

MENÜ

Arama

Forum İçinde Arama Yap...
Sorularınızın Cevaplarını daha kolay bulabilmek için bu arama yerini kullanabilirsiniz !



Görünüm olarak :



Anket

Hangi takımı tutuyorsunuz?
43% 43% [ 6 ]
0% 0% [ 0 ]
21% 21% [ 3 ]
21% 21% [ 3 ]
7% 7% [ 1 ]
0% 0% [ 0 ]
7% 7% [ 1 ]

Toplam Oylar : 14

Tarihte Bugün


Tarihte Bugün v.7.0

Reklam Verin

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 

En son konular

» Cam Sanayisinde Yeni Dönem Başlıyor! Akıllı Cam Devri
18.01.17 5:48 tarafından krall

» McAfee Stinger İndir v12.1.0.2231 32×64 bit
17.01.17 8:24 tarafından CeNDeRe

» USB Disk Security 6.5.0.0 Türkçe Full Tam indir
17.01.17 8:12 tarafından CeNDeRe

» Diyarbakır'da polise saldırı: 4 şehit, 2 yaralı
17.01.17 6:13 tarafından CeNDeRe

» Reina katliamcısı yakalandı
17.01.17 6:11 tarafından CeNDeRe

» Hamilelik Öncesi Belirtiler
06.11.16 15:50 tarafından krall

» Jeofizik
06.11.16 15:27 tarafından krall

» Doğa İçin Çal Klipleri Sonuna Kadar Destek!
06.11.16 15:14 tarafından krall

» TARKAN - Cuppa
06.11.16 15:08 tarafından krall

» Ece Seçkin - Adeyyo
06.11.16 15:07 tarafından krall

» İrem Derici - Dur Yavaş
06.11.16 15:06 tarafından krall

» Edis - Dudak (Lyrics Video)
06.11.16 15:03 tarafından krall

» Hande Yener - Deli Bile - ( Official Audio )
06.11.16 15:02 tarafından krall

» Emrah Karaduman - Cevapsız Çınlama ft. Aleyna Tilki
06.11.16 14:58 tarafından krall

» Sivas Esnafının Tuvaletlerin Yıkılışına İsyanı (Nereye S.Çacaklar)
06.11.16 14:54 tarafından krall

» AVG Anti-Virus Free Edition 2012 1913a4770
01.05.14 6:24 tarafından comechat

» Trojan Remover v6.8.2 Build 2600 Full (11Mb)
01.05.14 6:21 tarafından comechat

» USB Disk Security v6.1.0.432 Full
01.05.14 6:20 tarafından comechat

» Microsoft Security Essentials v2.1.1116.0 Türkçe
30.04.14 23:23 tarafından comechat

» Kpss Tarih Notları 2012 PDF Renkli Anlaşılır! Tüm Konular
25.12.13 13:55 tarafından dory0901

Haftanın en aktif yollayıcıları

Forumu Beğen!

Sayfayı FaceBook'ta Paylaş

istatistikler

Hoşgeldin; Misafir

Toplam 0 Mesajın Var.

Kayıt Tarihin:

Son Ziyaretiniz:


2132 Gündür yayındayız
3859 Konumuz var
4871 Mesaj gönderildi
134 Kullanıcımız Var
Son Üyemiz : yaxkup

Anahtar-kelime


    Atasözleri ve Deyimlerin Ortaya Çıkış Hikayeleri

    Paylaş
    avatar
    NoRTHWoLF
    YardımcıYönetmen
    YardımcıYönetmen

    Uyarı Seviyesi :
    0 / 100 / 10

    Kişisel İleti Kişisel İleti : Kurtlar Vadisi
    Cinsiyet Cinsiyet : Erkek Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 816
    Tecrübe Puan Tecrübe Puan : 8157
    Kayıt Kayıt : 26/02/12
    Memleket Memleket : Pc başından
    Takımım Takımım :
    Ruh Hali Ruh Hali :
    Tarayıcınız Tarayıcınız :
    İş/Hobiler İş/Hobiler : öğrenci
    Lakap Lakap : yok
    Emek Hırsızı Emek Hırsızı :
    Gurur Tablomuz Gurur Tablomuz :

    default Atasözleri ve Deyimlerin Ortaya Çıkış Hikayeleri

    Mesaj tarafından NoRTHWoLF Bir 25.04.12 0:13

    Adam ol baban gibi, eşek olma

    Vaktiyle Eğitim Bakanlığı da yapmış
    olan tarihçi Abdurrahman Şeref Bey, Galatasaray Lisesi’ nde müdür iken ,
    birgün Sultan Abdülhamid’ in hizmetkarlarından bir paşanın oğluna kızar
    Öğrencilerin arasında çocuğa;

    “Adam ol” der, “baban gibi eşek olma!”

    Çocuk bunu babasına anlatır

    Babası:

    “Vay, demek ben bugüne bugün padişahımın mahiyetinde bir paşa olayım da, bana eşek desin Bunu ona soracağım” der

    Ertesi gün okula gidip hocayı bularak;

    “Beyefendi, sizin bana eşek demeye ne hakkınız var? Ben, padişahın mahiyetinde paşayım” deyince, Abdurrahman Şeref bey;

    “Ne münasebet ben sizi tanımıyorum Ne zaman eşek dedim”, diye sorar

    Paşa;

    “Geçen gün okulda oğluma “adam ol, baban gibi eşek olma” diye bağırmışsınız” der

    Bunun üzerine Abdurrahman Bey;

    “Doğru, çocuğunuzu payladım Çalışmıyordu Sizi örnek göstererek, “adam ol baban gibi! eşek olma! diye söyledim“ der

    Bu cevap üzerine paşa, hem özür diler, hem de teşekkür eder ve oradan ayrılır

    Kel başa şimşir tarak
    Şimşir sözcüğü, kılıç anlamına gelir Deyimde
    kullanılan şimşir sözünün aslı çok sert ve dayanıklı olduğundan, tarak,
    cetvel vb yapımında kullanılan 'şimşir' ağacından gelmektedir

    Eskiden
    zengin bir aile, kızlarını gelin ediyorlarmış Oğlan evine, adet olduğu
    üzere, bohça bohça hediyeler gitmiş Kayınvalide, iki görümce ve
    eltilere, yaş ve aile içindeki durumlarına göre; altın, gümüş kaplamalı,
    fil dişi ve şimşir taraklar, diğer armağanlarla birlikte verilmiş
    Küçük
    elti ağır ve ateşli bir hastalık geçirdiğinden saçları dökülmüş Aile
    içindekilerden başka kimsenin, kadıncağızın kelliğinden haberi yokmuş

    Kendisine
    verile verile şimşir tarak verilmesi, küçük eltinin çok canını sıkmış
    Kelliğini unutup, armağanları getiren kadına sızlanmış:
    "Herkese
    altın, gümüş tarak, bana da şimşir öyle mi? Yemi gelin, daha bu eve
    adımını atmadan benimle uğraşmaya başladı" Oğlan anası gelininin bu
    hareketinden utanmış ve üzüntü duymuş O kızgınlıkla çıkışmış: "Senin ki
    gibi kel başa, şimşir tarak çok bile" deyivermiş

    Bu atasözü,
    yoksul, ya da durumu kötü bir kişinin, vaziyetine uymayan, pahalı,
    gereksiz şeyler almaya kalkması gibi durumlarda kullanılır.

    İlk göz ağrısı

    Eskiden savaşlar şimdikinden çok olduğu için,
    Anadolu' nun hemen her köyünden, hemen her hanesinden şu yada bu cephede
    savaşan bir asker olurmuş

    Bu askerlerin geride kalan anaları, kardeşleri, hanımları, nişanlıları, yavukluları olurmuş elbette
    Bu
    biçareler, vatanını, milletini, dinini muhafaza için cephe cephe koşan
    yiğitleriyle elbet gurur duyarlarmış ama ağlamadan, göz yaşı dökmeden de
    gün geçirmezlermiş

    Bazen aşikar, bazen gizli gizli ağlayan genç
    kız ve gelinlerimizin göz pınarları kuruyup gözleri çapaklanmaya ve
    ağrımaya başlarmış

    Birbirleriyle konuşurken, o zamanın terbiyesi icabı:
    "Senin yavuklun, senin kocan" diyemezler, utanırlarmış

    "Benim göz ağrımdan hiç mektup gelmiyor, seninkinden haber var mı?" diye sorarlarmış

    Bu deyim, sevdiklerimiz içinde en birincisi anlamında kullanılır.

    Zurnada peşrev olmaz

    Davul ile zurnayı musikiden saymayan ve
    küçük gören bir sonradan görme İstanbul' lu, Edirne' de bir düğüne davet
    edilmiş Yemekten sonra açık havada yapılan oyun ve eğlenceler sırasında
    bu hatırlı davetliye, zurnazen başı yaklaşarak sormuş:

    -Çalmamızı arzu ettiğiniz herhangi bir parça var mı?
    Ukala adam, dudak bükmüş:

    -Ayol,
    kala kala zurnaya mı kaldık Bunun peşrevi olmaz Ne nota bilirsiniz ki
    siz, ne de beste Sizin çaldıklarınızı ben dinleyemem İyisi mi, kendiniz
    çalın oynayın

    Zurnazen, bu hakaretleri pek içerlemiş "Görürsün
    sen efendi" diyerek, en kabiliyetli yamaklarını etrafına toplayıp
    başlamış çalmaya
    O çalar, etrafındakiler söylermiş Ne Itri' si
    kalmış çalmadık, ne Dede Efendi' si Sonradan görme bey, ağzı bir karış
    açık onları uzun uzun dinlemiş Adamlar, bir besteden bir besteye, bir
    makamdan bir makama geçtikçe, o da renkten renge geçmiş

    Bu
    deyim, hikayedeki anlamının dışında, "insanın kaderini zorlamamasını, ne
    çıkarsa bahtına razı olması gerektiğini anlatmak için kullanılır.

    Buyrun cenaze namazına

    IV Murad zamanında tütün,içki ,keyif verici madde yasağı koyarve yasağa uymayanları şiddetle cezalandırır
    bugünkü üsküdar civarında bir kahvehanede tütün vs içildiğini istihbarat alır
    derviş kılığında tebdili kıyafet buraya gider
    selam verirotururkahveci yanına gelip,
    -baba erenler kahve içermi? diye sorar
    -padişah evet
    -kahveci:tütün içermisinder
    -padişah:hayırder

    kahveci
    işkillenirtütün içimiyorda ne işi var burdazaten padişahın tebdili
    kıyafet dolaştığı haberleri vareli titreye titreye kahveyi götürür

    -kahveci:baba erenler ismini bağışlarmı?
    -padiaşha:Murad
    -kahveci: Peki isimde sultanda varmı?
    -padişah:elbette var

    deyince kahvecinin bet beniz atarzangır zangır titrerve

    -kahveci:öyleyse buyrun cenaze namazına derolduğu yere yığılır
    IV Murad bu lafa çok güler ve kahveciyi bir degalığına affeder.

    Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak

    Dimyat
    Mısır'da, Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir
    Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar
    içinde buradan Türkiye gelirdi

    Dimyat'a pirinç almak için giden
    bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdenizde Arap Korsanları tarafından
    soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar

    Binbir
    müşkilat içinde Türkiye'ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek
    durumuna düşmüş İstanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş O
    sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından,
    kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar "Dimyat'a pirince giderken
    evdeki bulgurdan olmak" sözünün aslı buradan kalmıştır.

    Atı alan üsküdarı geçti

    Zamanında Bolu beyine baş kaldıran
    Köroğlu'nun dillerde yağız mı yağız atı çalınırbütün civarı arar tarar
    yokbir kimse birde İstanbul'daki pazarları dolaş derİstanbulda pazarları
    dolaşırken atına rastlar
    pazar sahibine şu ata bir bineyim hele derpazarcıda buyur der
    eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp,dört nala ordan uzaklaşır
    dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip ,
    ah evlat! atı alan Üsküdarı geçtio Köroğluydu ,atın gerçek sahibi.,

    Bu boru değil?

    Eskiden askeri okullarda nerdeyse bütün işler
    borunun verdiği sese göre yapılırÖğrenciler bu boru sesine göre hareket
    ederlermiş
    Kalk borusu,yat borusu ,karavana,paydos,derse gir,dersten çık ,istirahat vs, bir çok boru sesi

    Hikayenin geçtiği askeri lisede o gün ,sınıf kıdemlisi öğrenci, sınıfa dalar
    -Çocuklar size havadisim var! Duydunuzmu? diyerek bağırır
    Diğer öğrenciler de –Duymadık !Ne ise borusu çalar biz de duyarız demişler

    Kıdemli öğerenci de
    -Çocuklar! bu boru değil Yarın yeni padişah tahta çıkıyorŞenlikler var Sınıf komutanın özel emri var Bütün dersler paydos demiş

    Diğer öğrencilerde çok sevinirler bu işe

    O günden sonra o okul ve diğer okullarda öğrenciler aralarında konuşmaya başlamadan önce,
    -Dinle ! Bu boru değil Anlatacaklarım çok önemli diyerek lafa başlarlarmış.

    Yanlış hesap, Bağdattan döner

    İstanbul kapalı çarşıya kervanlar
    gelirTüccarların siparişleri kumaş,kürk,baharat neyse dağıtılırDaha
    sonra tüccarlardan paraları tahsil edilirmiş
    Yine bir alış veriş sonrasında, tüccarın biri hesap yaparken dört işlem hilleri ile kervancıyı 400-500 altın içerde bırakır
    Hesaptaki yanlışlığı anlayamayan kervancı Bağdat –Hicaz ve Mısıra seferine çıkar

    Tüccarda, şimdi bu Mısırdan altı-yedi ayda zor dönerbende bu parayı işletirim diye düşünür

    Kervancı yol uzun ,zaman bol bütün hesapları tekrar tekrar inceler
    Tüccarın yaptığı hileyi anlarKervan Bağdat’a girmek üzereyken,kervanı oğlu vv güvendiği bir kişiye emnet eder,
    -Siz beni Bağdatta bekleyin der
    İyi bir Arap atı alıp dört nala İstanbula dönmeye başlar

    Yolda, bu adam bu parayı hemen öyle vermez diye düşünüp bir plan kurarİstanbuldaki dostlarında plan için yardım ister

    Ertesi gün tüccarın dükkanına iki kadın gelir
    Tüccara ,
    -Sorup
    soruşturduk bu civarda en dürüst ,en güvenilir kişi sizmişsinizBiz
    Hicaza gideceğizSize bu iki çantayı emanet etmek istiyoruzderler

    Çantaları açıp tüccara gösterirlerÇantaların için incialtın,pırlanta envayi çeşit müccevher

    -Olurda gelemezsek bunlar size helali hoş olsunbize bir dua okutur,belki bir hayrat yaptırırsınderler

    Bunları duyan tüccar sevinçten uçarKadınları hürmet ,ziyafet
    Bu sırada kervancı içeri girer,
    Bunu gören tüccar ,daha kervancı lafa başlamadan ,
    -Yahu
    hoşgeldinbizim hesapta bir yanlışlık olmuş paralarını
    ayırdımÇocuklarada tenbihledim,eğer ölürsem kervancının parasının
    mutlaka verinBen kul hakkı yemem kardeşim der

    Parayı hemen verir
    Bu sırada kadınlar, –Biz bu sene gitmekten vazgeçtik Kısmetse seneye !deyip dükkan
    çıkarlar

    Oyuna geldiğini anlayan tüccar ,kervancıının peşinden koşup ,
    -hani sen Mısır'a gidecektin yaktın beni! diye bağırır
    Atına binen kervancı,
    -yanlış hesap adamı Bağdattan döndürür der ve yoluna gider.

    Çıkar ağzındaki baklayı

    “Zamanında çok küfürbaz bir adam
    yaşarmış Sonunda kendine yakıştırılan küfürbazlık ününe dayanamaz duruma
    gelmiş Soluğu bir bilgenin yanında almış, ondan akıl danışmış

    ‘Her
    kızdığım konu karşısında küfretmek huyumdan kurtulmak istiyorum’ demiş
    Adamın içtenliğini görünce bilge ona yardımcı olmaya karar vermiş
    Bakkaldan bir avuç bakla tanesi getirtmiş ve bunları ‘küfürbazlık’tan
    kurtulmak isteyen adamın avucunun içine koydu

    ‘Şimdi bu bakla
    tanelerini al, birini dilinin altına, ötekilerini cebine koy’ demiş
    ‘Konuşmak istediğin zaman bakla diline takılacak, sen de küfürden
    kurtulma isteğini anımsayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin
    Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir
    bakla çıkakrırsın, dilinin altına onu yerleştirirsin’

    “Adamcağız
    bilgenin dediğini yapmış Bu ara da bilgenin yanından da ayrılmamaya
    çalışıyormuş Yağmurlu bir günde birlikte bir sokaktan geçerlerken bir
    evin penceresi hızla açılmış ve genç bir kız başını uzatmış, seslenmiş:

    ‘Bilge
    efendi, biraz durur musun?’ demiş ve pencereyi kapatmış Bilge söyleneni
    yapmış ama sicim gibi yağan yağmur altında iliklerine değin ıslanmış
    Sığınacak bir saçak altı da yoktur Üstelik niçin durdurulduğunu henüz
    bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur Bir ara evin kapısına
    varıp kızın ne istediğini sormak geçmiş içinden fakat tam kapıya
    yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünmüş ve aynı isteğini
    yinelemiş:

    ‘Bilge efendi, lütfen birkaç dakika daha bekler misiniz’

    “Bilge
    içinden öfkelenmiş ama kızın isteğini de yerine getirmiş Fakat
    yanındaki ‘eski’ küfürbaz adam, kendini zor tutuyormuş Bu arada yağmurun
    şiddeti gittikçe artıyor, bilge de, adam da, vıcık vıcık
    ıslanıyorlarmış

    Bir süre sonra pencere açılmış ve kız yine seslenmiş

    ‘Gidebilirsiniz artık!’ demiş

    Bilge bu durumu çok merak etmiş ve sormuş:

    ‘İyi de evladım bir şey yoksa bu yağmurun altında bizi niçin beklettin?’

    “Penceredeki kız, bu soruyu pek umursamamış:

    ‘Efendim, sizi elbette bir nedeni olmadan bekletmiş değilim’ demiş ve bekletme nedenini şöyle açıklamış:

    ‘Tavuklarımızı
    kuluçkaya yatırıyorduk Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir
    kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış
    Annem sizi sokaktan geçerken görünce hemen yumurtaları kuluçkaya koydu
    ve yumurtaları tavuğun altına yerleştirene değin sizin pencerenin
    önünden ayrılmamanızı istedi’

    “Saygısızlığın böylesi karşısında bilgenin de tepesinin tası atmış Yanındaki ‘eski’ küfürbaza dönmüş ve şöyle demiş:

    ‘Hak ettiler bu ana kız’ demiş ‘Çıkar ağzından baklayı!’"


    ATEŞ PAHASI

    Ateş Pahası Kanuni Sultan Süleyman, adamlarıyla
    birlikte avlanmaya çıkmıştı Bir ceylanın peşinden koşarlarken zamanın
    nasıl geçtiğinin ayırdına varamadılar “Biz nerelere geldik böyle?”
    diyerek çevrelerine bakındıklarında hava kararmaya yüz tutmuştu Gök
    kararmakla kalmamış, şiddetli bir rüzgar ve ardından da savruntulu bir
    yağmur bastırmıştı Hünkar ve adamları, bu dağ başında bulabildikleri bir
    kulübeye kendilerini zor attılar Sığındıkları kulübede, geçimini
    odunculuk yaparak sağlayan yoksul bir köylü yaşıyordu Adamcağız bu Tanrı
    konuklarını içeri aldı, onlara elinden geldiğince yardımcı olmaya
    başladı Padişah kendini özellikle tanıtmak istememişti; ama yoksul
    oduncu onun kim olduğunu anlamakta gecikmedi O nedenle ocağa büyük büyük
    odunlar atıp kulübeyi iyice ısıttıBir de sıcacık çorba ikram etti
    Dışarıda hem ıslanıp hem üşüyen padişah ve adamları bu durumdan pek
    memnun kalmışlardı Geceyi orada rahatça geçirdiler Hatta padişah bir ara
    çevresindekilere, “Doğrusu şu ateş bin altın eder” diye de söylendi
    Ertesi gün yola çıkmadan önce padişah oduncuya önce memnuniyetini
    bildirdi: “Efendi! Bizi ihya ettin Harlı ateşin sayesinde geceyi pek
    rahat geçirdik” dedi ve sordu: “Söyle bakalım borcumuz ne kadar?”
    Oduncu, kırk yılda bir eline geçen bu olanağı değerlendi ve parayı biraz
    yüksek söyledi: “Bin bir altın yeter, beyzadem” dedi "Çok fazla
    istemedin mi?"diye soran padişaha "Yemek ve yatak bedeli bir
    altın,ateşin bin altın ettiğini de zaten siz söylediniz"dedi Padişah
    adamın kıvrak zekası karşısında gülümsedi ve bin altını ödedi ATEŞ
    PAHASI sözü buradan gelir.

    Saman Altından Su Yürütmek

    Vaktiyle köyün birinde ahalinin
    tarlaları ve meyve sebze bahçelerini suladığı bir su kaynağı varmış Bu
    kaynak köyün ortak malıymış Civarda başkaca su kaynağı olmadığından
    bütün köylü arazisini bu kaynaktan nöbetleşe sıra ile sularmış

    Kimin
    ne vakit, ne kadar su kullanacağı belliymiş ve herkes kendi sırasını
    takip eder, komşularının hakkına da saygı gösterirmiş

    Ancak her
    köyde olduğu gibi bu köyde de açıkgöz bir adam varmış Sebze bahçesi su
    kaynağının hemen yakınında bulunan bu adam,herkes gibi sırası geldiğinde
    gider, kaynaktan suyunu alırmış ama bununla yetinmeyip kaynak ile
    bahçesi arasına gizli bir su yolu kazmışKimseler farketmesin diye de su
    yolunun üzerini taşla tahtayla kapatıp üstüne de saman balyaları yığmış
    Su , diğer vakitlerde bu saman altından aka aka açıkgözün tarlasına
    kadar gidermiş

    Yaz ortasında herkesin tarlası susuzluktan yanıp
    kavrulurken, onun ki fidanların boy üstüne boy attıkları, yemyeşil bir
    halde olurmuşÜstelik bostanın ortasındaki sulama havuzu da, her zaman
    silme doluymuş

    Köylüler "Bu işin içinde bir iş var" diyerek
    araştırmışlar ve kısa bir süre sonra da bu uyanığın saman altından su
    yürüttüğünü farketmişler

    Bu deyim "gizlice iş görmek,kimselere farkettirmeden işler çevirmek"anlamında kullanılır



    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    avatar
    NoRTHWoLF
    YardımcıYönetmen
    YardımcıYönetmen

    Uyarı Seviyesi :
    0 / 100 / 10

    Kişisel İleti Kişisel İleti : Kurtlar Vadisi
    Cinsiyet Cinsiyet : Erkek Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 816
    Tecrübe Puan Tecrübe Puan : 8157
    Kayıt Kayıt : 26/02/12
    Memleket Memleket : Pc başından
    Takımım Takımım :
    Ruh Hali Ruh Hali :
    Tarayıcınız Tarayıcınız :
    İş/Hobiler İş/Hobiler : öğrenci
    Lakap Lakap : yok
    Emek Hırsızı Emek Hırsızı :
    Gurur Tablomuz Gurur Tablomuz :

    default Geri: Atasözleri ve Deyimlerin Ortaya Çıkış Hikayeleri

    Mesaj tarafından NoRTHWoLF Bir 25.04.12 0:14

    Toprağı Bol Olmak

    İlk çağ inançlarına göre, insanlar öldükleri
    vakit bittakım eşyaları ile birlikte gömülürlerdi Tanrılarına sunmak ve
    öte dünyda kullanmak üzere mezarlara birlikte götürdükleri bu eşyalar
    genellikle kıymetli maden ve taşlardan mamul kap kacak ile takılardan
    oluşurdu Türk Beyleri de İslamiyetten önceki zamanlarda korugan
    dedikleri mezarlarına altın, gümüş ve mücevherleriyle birlikte
    gömülürler, sonra da üzerine toprak yığdırtarak höyük yapılmasını
    vasiyet ederlerdi Eski medeniyetlerin beşiği olan Ortadoğu ve
    Anadolu'da, pek çok ünlü hükümdarlara ait bu tür mezar ve höyükler hala
    bulunmaktadır

    Altın ve hazine her zaman insanoğlunun
    ihtiraslarını kamçılamış, nerede ve ne kadar kutsal olursa olsun elde
    edilmek için insanı kanunsuz yollara sevk etmiştir Höyüklerdeki
    hazineler de zamanla yağmalayanmaya başlanınca ölenin ruhununmuazzep
    edildiği düşüncesiyle üzerine toprak yığılır ve gittikçe daha büyük
    höyükler yapılır olmuş O kadar ki ölenin yakınları ve cenaze merasimine
    katılanların birer küfe toprak getirip mezarın üstüne atmaları gelenek
    halini almış Öyle ya, mezarın üzerinde toprak ne kadar bol olursa,
    düşmanlar ve art niyetliler tarafından açılması ve hazinenin
    yağmalanması, o kadar engellenmiş olurdu Bu durumda toprağı bol olan
    kişi de öte dünyada rahat edecek, en azından kulanmaya eşyası ve
    tanrılara sunmaya hediyesi bulunacaktır Bugün dilimizde yaşayan "toprağı
    bol olmak" deyimi, aslında ölen kişi hakkında iyi dilek ifade eder
    Türklerin İslam dairesine girdikten sonra yavaş yavaş terk ettikleri
    höyük geleneği, "toprağı bol olmak" deyiminin de gayrimüslimler hakkında
    kullanılmasına yol açmıştır.

    ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞEŞÂNE

    Parçalan birbirine benzemeyen ve uygun
    olmayan, dolayısıyla bir işe yaramayan aparatlar hakkında veya giyim
    kuşam konusunda birbirine uymayan ve yakışmayan kıyafetler İçin altı
    kaval üstü şeşhâne deyimini kullanırız Buradaki şeş-hâne kelimesinin
    İstanbul'da bir semt adı olan Şişhane ile herhangi bir alâkası yoktur ve
    Şişhane söylenişi yanlıştır Çünki şeş-hâne diye namlusunda altı adet
    yiv bulunan tüfek ve toplara denir Yivler mermiye bir ivme kazandırdığı
    için ateşli silahların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir Evvelce
    kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, yiv ve set
    tertibatının icadıyla birlikte fazla kullanılmaz olmuş ve gerek topçuluk
    gerekse tüfek, tabanca vs ateşli silahlarda yivli namlular tercih
    edilmiştir Merminin kendi ekseni etrafında dönmesini ve dolayısıyla daha
    uzağa gitmesini sağlayan yivler bir namluda genellikle altı adet olup
    münhani (spiral) şeklinde namlu içini dolanırlar Altı adet yiv demek,
    namlunun da altı bölüme (şeş hâne = altı dilim) ayrılması demektir ki
    halk dilinde şeşâne (şişane değil) şeklinde kullanılır

    Bu
    izahtan sonra üstü kaval, altı şeşhâne biçiminde bir silah olmayacağını
    söylemeyi zaid addediyoruz Çünki kaval topların attığı gülle ile
    şeşhânelerden atılan mermi farklıdır Keza kaval tüfekler ile fişek
    atılırken şişhane namlulu tabancalardan kurşun atılır Bu durumda bîr
    silah namlusunun yarısına kadar kaval, sonra şişhane olması da mümkün
    değildir Ancak yine de vaktiyle bir avcının, yivlerin icadından sonra
    çifte (çift namlulu) tüfeğinin kaval tipi namlularının üst kısımlarını
    teknolojiye uydurmak için şeşhâne yivli namlu ile takviye ettiğine dair
    bir hikâye anlatılır Hattâ bu uydurma tüfek öyle acayip ve gülünç bir
    görünüm almış ki diğer avcılar uzunca müddet kendisiyle alay etmişler ve
    "Altı kaval üstü şeşhâne / Bu ne biçim tüfek böyle" diyerek
    kafiyelendirmişler O günden sonra halk arasında bu hadiseye telmihen
    birbirine zıt durumlar için altı kaval üstü şeşhâne demek yaygınlaşmış
    ve giderek deyimleşerek dilimize yerleşmiştir.

    Yolunacak Kaz


    Osmanlı hükümdarları içinde tebdil-i kıyafet
    eyleyip halkın arasına çıkanlar IIIsman, IV Murat, IIIOsman, IIISelim ve
    IIMahmut ile sınırlıdırBunalrdan sonuncusu, bir yaz gününde yanına iki
    mabeyincisini alarak yollara dökülür Sirkeci'ye gelip bir sandala
    binerekBeylerbeyi'ne geçeceklerdir Şanslarına, ihtiyar bir kayıkçı düşer
    Amma ne kayıkçı! Yılların tecrübesi ile artık neredeyse İstanbul
    Boğazı'nda görünen yolcuları hallerine, tavırlarına ve kılık
    kıyafetlerine bakarak köylerini söyleyecek kadar tanımaktadır Bittabi bu
    seferki yolcularının da kimliklerini hemen anlar Ancak asla ses
    çıkarmaz ve işini yapar
    Beşiktaş önlerine gelindiğinde padişah kayıkçıya,
    -Baba,der32 ile nasılsın?
    İhtiyar hiç tereddüt etmeden cevaplar:
    -32'i 30'a vuruyorum, 15 çıkıyor
    Biraz sükuttan sonra padişah, yeniden kayıkçıya laf atar:
    -İşitliyor ki son zamanlarda şehirde hırsızlar ziyadeleşmiş; senin evine de giren oldu mu?
    -Bunan iki ay evvel biri girdiSon günlerde birisi daha dadandı ya! Bakalım ne olacak?
    Padişah
    sükut ederKayıkçı işine devamdadır Ancak mabeyinciler konuşulanlardan
    bir mana çıkarmak için kıvranıp durmaktadır Bu durum, padişahın gözünden
    kaçmaz ve kayık, Beylerbeyi iskelesine yanaşmak üzereyken kayıkçıya
    sorar:
    -Babalık, sana iki besili kaz göndersem, yolabilir misin?
    -Hay hay efendi, ruhları duymaz, cascavlak ederim

    Padişah
    sandala bir kese akçe atar ve karaya çıkarlar Gel gelelim mabeyinciler
    meraktadır Nihayet ertesi gün, hünkar ile kayıkçı arasında geçen
    konuşmayı anlamak üzere doğruca Sirkeci sahiline Öyle ya bir vesile ile
    padişah hazretleri bu konuyu açar da sözlerin manasını kendilerine
    soruverirse!
    İhtiyarı, kayıkçılar kahvesinde bulurlar Bir kenara
    çağırıp hususi görüşmek istediklerini söylerler Dışarı çıkıp kayıkla
    biraz uzaklaşırlar Adamlar hemen sadede gelerek:
    -Baba dün Beylerbeyi'ne üç yolcu götürdün
    -Beli
    -Onlardan ikisi biz idik; seninle konuşan da hünkarımız hazretleriydi
    -Bir hatamız mı oldu ağalar?
    -Hayır da biz konuştuklarınızı merak etmekteyiz
    -Canım mahrem şeyleri mi söyleteceksiniz bana?
    -Haşa! Ancak
    İhtiyar
    nazlanırken ağalardan biri bir kese altın çıkarıp avucuna sıkıştırır O
    zaman ihtiyar, kayığı yönünü Sirkeci'ye doğru çevirip anlatmaya başlar:
    -Sultanımız
    buyurdular ki 32 ile nicesin? Yani geçimin nasıldır,demek istedi Ben de
    ağzımda 32 dişim var; onu bir aya göre ayarlıyorum Ay otuz, ben ise 15
    gün ancak iş bulabiliyorum, dedim
    -Eeee?
    İhtiyar yine nazlanır Bu sefer diğer mabeyinci keseye kıyar İhtiyar devam eder:
    -Sultanımız
    son aylarda hırsızlar çoğaldı, sana da gelen oldu mu dedi Yani "kaşık
    hırsızlarını" kastederek 'Son günlerde evlenmeler arttı Senin
    çocuklarından da evlenen oldu mu' demek istedi Ben de "Evet evime bir
    hırsız girdi, yani oğlumun biri evlendi; diğeri için de hazırlıklar var,
    bakalım, Allah Kerim dedim Hünkarın hırsızdan kastı, kaşık hırsızı,
    yani gelin idi
    Mabeyinciler "Meğer ne kadar basitmiş!"manasında birbirlerine bakarken kayıkçı sandalı iskeleye yanaştırır
    - Ya üçüncü sual ne idi?
    İhtiyar yavaşça sandaldan çıkıp misafirlerini etekleyerek şu cevabı verir:
    -Aman efendim kerem buyurunuz Padişah efendimiz buyurdular ki iki besili kaz Allah ömrünüzü arttırsın, işte sizleri gönderdi

    O günden sonra bu hadise, halk arasında şüyu bulur ve kolay para kaptıranlar için "yolunacak kaz" deyimi dilimize yerleşir



    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

      Forum Saati 15.12.17 19:56